Geleneksel Tiyatro...

Okan Metin
B) ORTAOYUNU
B2 ) ORTAOYUNU'NUN GELİŞİMİ
Ortaoyunu'nun Kavuklu Hamdi, Küçük İsmail, Abdürrezzak gibi ustalar eliyle geliştirilmiş biçimine dayanarak verilecektir. Bu gelişme XIX. yüzyıl boyunca bir yandan olurken, Batı tiyatrosunun da Türkiye'ye yerleşmesi aynı yıllara rastladığı için, burada Ortaoyunu'nun gelişmesini zorlaştıran bir durum doğmuştur. Bu konuyla ilgili çağın tartışmalarını aşağıda vermek üzere, Ortaoyununun, bir yandan kendi gelenekleri ve kuralları içinde gelişirken, bir yandan da Batı tiyatrosunun etkisinde gösterdiği değişime de değinmek yararlı olur.
Bu etkilenme ve değişim sonunda Ortaoyunu ile Batı tiyatrosunun kaynaşmasından ortaya çıkan Tuluat tiyatrosunda bu oyun son biçimini alacaktır. Ortaoyuncular Batı tiyatrosunun en çok sahnesine ve perdesine özeniyorlardı.
O sırada Güllü Agob tiyatrosuyla ilintili bir karikatürde Güllü Agob'un tiyatrosuna "perdeli ortaoyunu" denilmiştir. Nitekim "perdeli ortaoyunu" deyimi tuttu. Geçen yüzyılın sonlarında Edirnekapı dolaylarında bir tiyatronun yöneticisi Arif Efendi, tiyatrosuna ilanlarında "Perdeli Zuhuri Kolu" adını vermişti. Nitekim Tuluatçılar ve Ortaoyuncular da bu deyimi benimsemişler, "perdeliye çıkmak" deyimi yerleşmiştir. Geçen yüzyılın sonlarına doğru Kel Hasan'ın Tuluat tiyatrosundan söz açılırken şöyle söyleniyor: Zuhuri Kolu'na bir perde ilave ederseniz bu tiyatro gözönüne gelir.
Güllü Agob Türkçe ve müziksiz oyunlar oynamak üzere hükümetten imtiyaz almış ve tekel kurmuştu. Ortaoyuncuları daha çok yazlık açık yerlerde oynuyorlar; kışın çoğu kez tesbihçilik, usturacılık, terlikçilik gibi işlerde çalışıyorlardı. Kavuklu Hamdi de Güllü Agob tiyatrosunda çalışıyordu; Zuhuri Kolu'nun Kavuklusu Kör Mehmet ölünce, topluluğun başına geçti. İstanbul'da yayınlanan Levant Herald gazetesinin 5 Ekim 1875 tarihli sayısı, Zurikolos (Zuhuri Kolu) topluluğunun başında olan Kavuklu Hamdi'nin Aksaray'da açılan bir tiyatroda Moliere ve benzeri oyunlar oynadığını, tiyatronun içinin iyi donanmış olduğunu, bir sıra locasının bulunduğunu, 300 kişi alabildiğini bir de İtalyan orkestrasının temsillere katıldığını, erkeklerin kadın rollerine çıktığını yazıyor. Bir başka yazıdan bu tiyatronun Aksaray'da Yeşiltulumba'da bir süpürgeci dükkanının yanında yapıldığını, Hamdi Efendi yönetiminde olduğunu öğreniyoruz. Hamdi Efendi'nin Aksaray'daki Zuhuri Kolu tiyatrosu neler oynuyordu? Bunlar arasında Pinti Hamit oyunundan uyarlanarak Hasis Zengin'in oynandığını biliyoruz. Bu, Güllü Agob'un tiyatro imtiyazıyla nasıl bağdaşabilirdi? Nitekim Güllü Agob hükümete başvurmuş, tekelin bozulduğunu bildirmişti." Ancak, Güllü Agob suflörlü, metinli oyunlar oynuyordu; Kavuklu Hamdi'nin tiyatrosu ise sahneli, perdeli bir tiyatroda oynamakla birlikte, metinsiz, suflörsüz, doğmaca oynuyordu. Böylece, Tuluat tiyatrosu söz konusu imtiyaza karşı çıkarak doğmuş oluyordu. Daha sonraları Galata'da, Kuledibi'nde Blavista gazinosuyla, Yüksek Kaldırım'da Pirinççiyan'ın gazinosunda tuluatçıların ilk tiyatrolarını buluyoruz.
Böylece İsmail Efendi, Abdürrezzak, Kel Hasan gibi ünlü oyuncular hem Ortaoyunu, hem de Ortaoyunu'nun perdeli sahnede yeni aldığı biçim olan Tuluat tiyatrosunda oynuyorlardı. Tuluat tiyatrosu Ortaoyunu'ndan çıkmakla birlikte ondan birçok bakımlardan ayrılmaktadır. Meydan-ı sühan olan Ortaoyunu belli bir oyun dağarcığına, daha çok sözün, söyleşmenin gücüne dayanıyordu. Tuluat tiyatrosu ise oyun dağarcığını her türlü oyunla besliyor, sözden çok hareketlerin kaba güldürücülüğüne dayanıyordu.
(Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985 )
Tuluat tiyatrosunda ortaoyununda olduğu gibi kalıplaşmış kişiler vardır. Tuluat etkisiyle gelişmiş Türk el kuklasında sözünü ettiğimiz gibi baş kişileri ihtiyar veya Efendi ile Uşak veya Aptal'dır. İhtiyar'ın görevi tıpkı Hacivat veya Pişekar gibi baş güldürücüye nükte yapması için fırsat vermesidir. Buna "dişi konuşmak" dendiğini daha önce söylemiştik. tuluatçılar buna "anahtar vermek" de diyorlardı.
Örneğin İhtiyar İbiş'e "Beni iyi dinle" diyecek yerde "Kulağını bana ver" diyerek İbiş'in kulağını tutmasına yol açar, bu da halkı güldürürdü. İhtiyar'a tirit denilirdi, ayrıca İhtiyar'ın oyun argosunda adları moruk, parçacı'ydı. Komiğe gelince, bu topluluğun yönetmeniydi, halk en çok onu seyretmeye gelirdi. Adı genel olarak İbiş'ti. Yabancı tiyatro topluluklarından alınan deyimle buna "grand comique" de deniliyordu. İbiş çoğu kez İhtiyar'ın yanında uşaktı.
İstanbul'un hemen her köşesinde görünüyorlardı : Salaş tiyatrolar, sinemalar, bahçeler, kahvehaneler, gazinolarda temsillerini veriyorlardı. Az olmakla birlikte İstanbul dışına çıktıkları oluyordu. Ahmet Fehim anılarında kendi gezilerinde Anadolu'da rasladığı tuluatçıları anlatır. Kimi kez bu zorunluklardan oluyordu. Şehremini Rıdvan Paşa İstanbul'da Türkçe oynayan tiyatroları yasak edince Kel Hasan topluluğu Manastır'a, Edirne'ye, Selanik'e gitmişti.
|
|

A1) "Gölge Oyunu Nasıl Ortaya Çıktı? -- Türkiye'ye Nasıl Geldi?>>
A2. Karagöz'ün Gelişimi>>
A3. Karagöz'ün Bölümleri>>
A4. Karagöz'ün Tekniği>>
A5. Klasik Karagöz Oyunlarının Tipleri>>
B1. Orta Oyunu Nasıl Ortaya Çıktı?>>
B2. Orta Oyunu'nun Gelişimi >>
B3. Orta Oyunu'nda Oyun Düzeni>>
B4. Orta Oyunu'nun Genel Karakterleri>>
B5. Alfabe Sırasına Göre Fasıl Adları>>
B6. Orta Oyunu'nun Önem Derecesine Göre Tipler>>
B7. Orta Oyunu'nun Bölümleri>>
C1. Orta Oyunu Karagözden mi Doğdu?>>
C2. Yapı Özelliklerinin Karşılaştırması>>
C3. Karagöz ve Orta Oyunu Fasıllarının Karşılaştırması>>
C4. Karagöz ve Orta Oyunu'nun Tarihlerinin Karşılaştırması>>
C5. Karagöz ve Orta Oyunu'nun Tiplerinin Karşılaştırması>>
C6. Karagözcü ve Orta Oyunucularının Argosuna Girmiş Kelimeler>>
Tuluatçılar zaman zaman Beyoğlu'nun Concordia, Varyete, Odeon gibi tiyatrolarında görünüyorlardı.Tuluat tiyatrolarının bulunduğu yer Şehzadebaşı, Direklerarası, Vezneciler'di. Beyazıt'tan Fatih'e giderken Letafet apartmanının bulunduğu yerden sonra Saraçhanebaşı'na doğru dükkanların kemerleri ve sütunları başlardı. Bunlardan ötürü buraya Direklerarası adı verilmişti. (Metin And, 100 Soruda Türk Tiyatrosu Tarihi, İstanbul 1970 )
Tuluatçılar aracılığıyla, Ortaoyunu dağarcığına da yeni oyunlar girmişti. Bu, daha geçen yüzyılın ortalarında başlamıştı. Örneğin, Kör İmam'ın kolbaşı olduğu Ortaoyunu takımının Tavukpazarı'nda Saraç Hanı'nda temsiller vereceği duyurulurken gazetede şöyle söyleniyor :
Mezkur Ortaoyunları icadı tarihinden beri değişmeyip haliyle kalmış ise de ba'd-ezin günden güne yeni oyunlar icad etmiş ve ihtiraına kolbaşılar tarafından gayret ve ikdam olunacaktır.
Tuluat tiyatrosu toplulukları Ortaoyununa benzeyen temsiller yanında "Kar-ı Kadim Ortaoyunu" diye duyurdukları Ortaoyunu temsilleri de veriyorlardı. Bu oyunlara Müslüman olmayan kantocu kadınlar da katılıyordu. Eski Ortaoyunu dağarcığından oyunlar sundukları gibi, Ortaoyunu dağarcığına yeni alınan Tuluat tiyatrosundan bozma oyunlar da gösterirlerdi.
Yukarıda söylediğimiz üzere, Ortaoyunu geliştiği yıllarda bir yandan da boy atmakta olan Batı tiyatrosuyla yarışmak zorundaydı. Ortaoyunu bu yüzden hem en parlak, hem de sallantılı çağını aynı zamanda yaşıyordu. Aydınlar, yazarlar da bu konuda ikiye ayrılmışlar, kimi de Ortaoyunu'nu savunuyor. Ortaoyunu'nun ulusal tiyatromuz olduğunu; korunması, geliştirilmesi gerektiğini iler sürüyorlardı.
Bu çeşit saldırılar ve taşlamalar Tuluat tiyatrosu için de yapılmıştır. Ortaoyunu'nun gelişmesi sırasında karşılaştığı başka güçlükler de vardı. Bunlardan birini Pişekar Küçük İsmail Efendi anılarında şöyle belirtiyor :
Zira son zamanlarda Ortaoyunu yaz mevsimlerinde haftada bir iki defa mesire mahallinde icra edilebildi ve devr-i istibdadda zennelerin saraylılara müşabeheti var diye uzun müddet yasak edilmişti.
Bununla birlikte, sarayın zaman zaman Ortaoyunu'na ilgi gösterdiğini biliyoruz. Kavuklu Hamdi, Ahmet Rasim'e anılarını anlatırken, Han Kolu'nda oynadığı sırada kendisini Abdülaziz veya mabeyincileri seyretmiş, Ihlamur Köşkü'ne çağırılmış, orada da oynamış olduklarını söylemiştir. Aradan bir süre geçince Zuhuri Kolu'nda çalışırken Kavuklu Hamdi'ye ferman verilmiş. Abdülrezzak da saraya alınmış, korunmuş sanatçılardandı, fakat hepsi gene sonunda yoksulluk çekmişlerdi. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985 )
OKAN METİN
MÜJDAT GEZEN SANAT MERKEZİ
"GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU"
YÜKSEK LİSANS BİTİRME TEZİ
DANIŞMAN: MÜJDAT GEZEN
2003
|