Cengiz Özek: Kukla sanatı daha iyi bir temele oturmuş olarak seyirci
    ile buluşmaya başlayacak.
  Ana Sayfa
  Editör   Savaş Aykılıç
  Loca I   Murat Karasu
  Loca II   Özdemir Nutku
  Loca III  Tamer Levent
  Kulis   
  Konuk   
  Portre  

  Tiyatrolar...
  Şehir Haritası..
  Oyun Eleştrileri..
  Tiyatro Ödülleri..
  Sizin eleştirileriniz ..

  Teks mi Arıyorsunuz...

  Bir Tiyaroda oynamak istiyorsunuz...

  Tiyatronuza oyuncu arıyorsunuz...

  Tiyatroda Telif hakları üzerine...


  Duyurularınızı   ilanlarınızı gönderin   ücretsiz yayınlayalım.


  Bizimle çalışmak istermisiniz..


  Seyirci Profili Anketi


  Reklam vermek isterseniz..


 e-posta



| Ayın Oyunu | Ayın Söyleşisi | Ödüllü Yarışma | Sohbet | Kürsü |

Kulis... 

   Kuklaların Ardından:
Yaşasın Kuklalar.


Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası İstanbul Kukla Festivali'nin ardında, iki kukla sevdalısı vardı: Cengiz Özek ve Selen Korad Birkiye. Show Tiyatro'nun kurucusu olan Özek, aynı zamanda tanınmış bir Karagöz figürü ustası. Cengiz Özek'in kendi çizdiği Karagözler, pekçok ülkede sergilenmeye devam ediyor. Selen Korad Birkiye, İstanbul Devlet Tiyatroları Basın Danışmanı. İşini iyi yapmanın yanı sıra, bir festivale soyunmak cesaretini göstermesi, kadın yaratıcılığının ciddi bir örneği. Cengiz Özek ve Selen Korad Birkiye'nin organizasyonu ile İstanbul'a konuk olan kuklalar, 13 gün süren festivalinin ardından giderken hallerinden oldukça memnundu. Festival, 13 gün içinde izleyenlere 'kukla'nın büyüsünü bulaştırmayı başardı. Festivalin ardında bıraktığı en önemli sonuç ise Türkiye'de yeniden 'Kukla Tiyatrosu'nun tohumlarının atılmasıydı. Cengiz Özek ve Selen Korad Birkiye'yi bu cesaret ve çabalarından dolayı kutluyoruz. Kuklalar içinse söylenecek tek bir söz kalıyor: 'Onları sevdik. Yaşasın kuklalar'.

T.O.: Uzun zamandır Karagöz figürleri çiziyorsunuz.
Cengiz Özek: Aşağı yukarı yirmi bir yıldır Karagöz figürleri çiziyorum ve deve derisinden yapıyorum. Yapmak ayrı bir iş... Her Karagöz oynatan, bu figürleri yapamıyor. Benim Karagöz'e başlamam, figür yapımına dayanıyor. Topkapı Sarayı, Şehir Müzesi ve özel müzelerdeki Karagöz prodüksiyonlarını inceleyerek bilgimi artırdım. Yaptığım figürler uzun süre, başta Topkapı ve Ayasofya müzeleri olmak üzere, banka ve özel sanat galerilerinde sergilendi. En büyük sergim, halen Hollanda Ulusal Müze'de sergileniyor. Yurt dışında çeşitli festivallere katıldım. Sergiler çoğalmaya başlayınca insanlardan 'Karagöz'ü ne zaman oynatıyorsunuz?' gibi tepkiler gelmeye başladı. Yoksa, ben Karagöz oynatmıyordum aslında. Eğilimim bu değildi çünkü...
T.O.: Karagöz merakı nereden geliyor?
Cengiz Özek: Aksaray'daki Oruç Gazi Ortaokulu'nda bir resim hocam vardı: Ali Kıyak. Karagöz figürleri yapardı. Bize de elişi derslerinde çeşitli malzemelerden Karagöz figürleri öğretirdi. Benim elimde, el işlerine oldukça yatkındır. Bu tür bir çalışmayı kendime yakın hissettim. Sonra Ali hocadan 'Karagöz figürleri öğretsem, yapar mısın?' teklifi geldi. On, on beş gün kendisinden kurs aldım. Ardından Karagöz üzerine bir merak sardı beni... Karagözleri turistik eşya olarak değerlendirmeye başladım. Böylece, Karagöz sanatını, zanaatlık noktasından alıp, kendim de yeni fikirler katarak daha sanatsal bir boyuta taşıdım. Müzelere koleksiyonlarım gitmeye başlayınca, iş daha ciddi boyutlara ulaştı.
T.O.: 'Karagöz'de kaç figür var dersem, doğru bir soru olur mu bu?
Cengiz Özek: İnsanlara doğruymuş gibi gelen ama bence yanlış bir soru... Çünkü Karagöz konusundaki bütün kitapları açıp, baksak şöyle bir yazıyla karşılaşırız: 'şu kadar figür var.' Peki, ne kadar oyun olduğunu biliyor muyuz ki figür sayısının doğru olduğunu bilelim. Her oyununun değişik figürleri var. 18. yüzyıla kadar ki Karagöz mantığından bahsedersek, her Karagöz'de değişik bir figür olduğuna göre bu sayının 1000'i bulması gerekiyor.
T.O.: Dönem dönem yeni figürler mi eklenmiş?
Cengiz Özek: Evet, dönem dönem değişiklikler oluyor tabii... Geçen yıl örneğin, Uluslararası İstanbul Kukla Festivali'ni organize ettiğimizde bugüne kadar hiç su yüzüne çıkmamış, Topkapı Sarayı Müzesi Karagöz Koleksiyonu'nu sergiledik.
T.O.: Böyle bir koleksiyon mu var?
Cengiz Özek: Var, ve dediğim gibi bunların ancak on, on beş parçası gün ışığına çıkmıştı. Aşağı yukarı 220 parça bugüne kadar hiç sergilenmemişti.
T.O.: Bu Karagöz figürlerinin kime ait olduğu belli mi?
Cengiz Özek: Hayır. Ama figürlerin Yıldız Sarayı, Çinili Köşk ve Harem'den geldiği söyleniyor. Bu koleksiyona dair kesin olansa şu: Bu figürler, altı ustanın elinden çıkmış. Sanat tarihçileri ve tiyatrologlar için çok önemli bir sergiydi çünkü içinde ilk kez sergilenen figürler vardı. Olay olmalıydı ama Türkiye'de böyle şeyler olay olmuyor. Söylemek istediğim şu: Bu sergiden de görüyoruz ki Karagöz yıllar geçtikçe yeni figürlere bürünmüş, Nedim dönemi ki, Lale Devri'dir, Karagöz'ün kostümlerini etkilemiş. Abdülhamit, Abdülmecit dönemlerinde de Karagöz, dönemin kıyafetlerine bürünmüş. Hatta figürlere uçan balonlar eklenmiş. Yaşayan gün, böylece Karagöz perdesi içinde kendini buluyor. Bu nedenle 'şu kadar tasvir var' demek çok zor. Karagöz figürünü yapan ustanın hayalinin yaratıcılığına kalmış bir şey bu...
T.O.: Peki bu, bugünde yapılabilir mi? Yani Karagöz, tüm kostümleri değiştirilerek günümüze uyarlanabilir mi?
Cengiz Özek: Bizim -Show Tiyatro- oyununda Karagöz oldukça moderndi. Oyun, yapı olarak klasik işlevini sürdürse de tamamen modern bir konusu vardı. Uluslararası festivallerde genelde çevre kirliliği gibi daha evrensel konuları işliyoruz. Bu nedenle ortaya tamamen modern, hiç klasik Karagöz'ü çağrıştırmayan bir Karagöz Tiyatrosu çıktı. Karagöz ile Hacivat kostümlerine gelince, onları hiç değiştirmiyorum. Çünkü, tarihe baktığımız zaman bana Karagöz kostümlerinin şu yüzyıla ait olduğunu söyleyebilir misiniz? Söyleyemiyoruz. Bir bakıyorsunuz, Hitit kabartmaları, Karagöz'ün kostümüne tıpatıp benziyor. Halbuki, Karagöz'ün Hititlerle ne ilgisi var?
T.O.: Karagöz'ü çizen ustaların hayal gücü çok geniş olmalı.
Cengiz Özek: Olabilir... Bu anlamda net görüşler sunmak mümkün değil. Bu da Karagöz kıyafetlerinin soyut olmasını sağlıyor. Seyirci, Karagöz'ün kıyafetlerini yadırgamıyor.
T.O.: İlk Karagöz ve Hacivat figürlerini çizen biliniyor mu?
Cengiz Özek: Bu soruya cevap vermek zor. Sadece şunları biliyoruz: Türklerin ilk inanış biçimi Şamanizm'di. Şamanlar, herşeyin bir ruhu olduğuna inanırlar. Onlara göre, gölgenin de bir ruhu vardır ya da atalarının ruhlarını gölgeler temsil etmektedir. Demek ki Şaman olan bir kişinin kesinlikle gölge ya da kukla ile ilgisi var. Zaten kuklalarında böyle, dinsel bir çıkış noktaları vardır. Kukla hep, ürünlerin hasat dönemi ya da bağ bozumu gibi şenliklerde ortaya çıkıyor. Bugün dünyanın pek çok yerinde hala gölge oyunu dinsel bir takım mesajlar taşımaya devam ediyor. Şimdi bu bilgileri bir kenarda tutalım. Şunu net olarak biliyoruz: Türkler Şamandı, gölge oyununu biliyor ve gölgeye saygı duyuyorlardı. Müslümanlığa geçtikten sonra da Türkler, Şaman adetlerini yeni dinlerine taşıdılar. Öyleyse gölgeyi de yeni geleneklerine taşıyabilirlerdi. Taşımamaları için hiçbir neden yok.
T.O.: Yani, gölge oyunlarını Türklerin bulduğunu düşünebiliriz. Ya da Karagöz'ün ilk yapımcısı Türklerdi.
Cengiz Özek: Belki... Ama ortada ciddi bir sorun var: Bu gölge oyunu, Anadolu'dan Başkent'e geçip nasıl Karagöz oldu? İşte burayı bilmiyoruz.
T.O.: Bir de yalnızca Karagöz ve Hacivat var. Başka isimler yok... Başka karakterler de...
Cengiz Özek: Şunu da sorabilirsiniz: 'Neden Anadolu'da gölge yok?' Yalnızca başkentlerde, Bursa'da, Edirne'de hatta yoğunlukla İstanbul'da... Bu nedenle 'ilk kim çizdi?' sorusuna tam cevap vermek çok zor. Gölgelerin ardından karşımıza Karagöz olarak ilk kez, 17-18. yüzyıllarda çıkıyorlar.
T.O.: Bir de Karagöz ve Hacivat'ın bir öyküsü var; yaşadıkları varsayılan bir efsaneleri.. (Gülüyoruz)
T.O.: Çok mu karıştırdım?
Cengiz Özek: Hayır, doğru söylüyorsunuz. Böyle bir efsane var. Ama bunların hiçbiri Karagöz ile Hacivat'ın doğuşunu açıklamaya yeterli değil. Çünkü herşeyde bir tarihsel hata var. Efsanelerin en tanınmışı şu: Sultan Gazi döneminde Bursa'da yapılan bir camide iki usta çalışır. Bu ustaların isimleri Hacivat ve Karagöz'dür.
T.O.: Kukla festivalinin afişinde, festivali ipli bir kukla simgeliyor. Afişteki el, bir kuklanın eli mi?
Cengiz Özek: Hayır, benim elim... (Gülüyoruz) Kuklayı oynatan, insan eli olduğu için böyle düşünmüştük. Bir insan eli, kuklaya yön veriyor. Başka mesajları da olabilir ama...
T.O.: Doğrusu, afişteki el, insan elinden çok kuklanın eline benziyor. Ben afişteki eli, bir kukla eli olarak düşünmüş ve böyle bir yazı kurgulamıştım. Bir insan eli olması bütün hayallerimi yıktı (Gülüyoruz). Peki, Kukla Festivali'nden söz edelim... Bu yıl Uluslararası İstanbul Kukla Festivali adı altında, ikinci festivali düzenlediniz. Bir kukla festivali fikri nereden doğdu?
Cengiz Özek: Kukla Festivali düzenlemek benim sürekli kurduğum bir düştü. İnsan kukla ile uğraşırken böyle düşler kuruyor işte.. Bir de ben genel eğitimimde hep Türk sanatları ile ilgilendim. Yurt dışında da birçok festivale katıldım. Bu festivallerde şunu gözlemledim: Adamların en küçük kasabalarında bile festivalleri var. Türkiye'de kuklaya dair hiçbir şey yok. Daha doğrusu oyun yapıyorsunuz, kimse gelmiyor. Karagöz'e karşı inanılmaz bir soğukluğu var seyircinin... Kuklayı da ana okulunda gösterilen bir oyun olarak görüyorlar. Şimdi biz uluslararası festivallerde insanlara bunu nasıl anlatacağız. Adam diyor ki sizin çok köklü bir kukla geleneğiniz var. Sanıyorlar ki Türkiye'de herkes kukla kukla diye inim inim inliyor. Selen'le biraraya geldiğimizde ilginçtir yine bugünlerdi. Aya İrini'de bir oyuna gideceğiz. Bir yerde oturmuş çay, kahve içiyoruz. 'Biz neden festival düzenlemiyoruz?' diye konuşmaya başladık.
T.O.: Festivali düzenlemeyi planlarken amacınız neydi?
Cengiz Özek: Festivali düzenlemeye karar verdiğimizde ana amacımız şuydu: Türk tiyatrosu içinde kuklanın bir yeri var. Bunu seyircinin tanımasını, kuklanın yalnızca çocuklara yönelik değil, büyükleri de ilgilendiren bir tiyatro tarzı olduğunu kabul etmesini sağlamak. Hatta kukla oyunu yanında 'kukla tiyatrosu'nun da olduğunu insanlara göstermek. Bu nedenle ilk sloganımız 'içinizdeki çocuğu çıkartın'dı.
T.O.: Kukla tiyatrosu, dünya tiyatro platformunda kabul görmüş bir tiyatro türü değil mi? İçinde yalnızca kuklaların bulunduğu Gölge tiyatrosu da öyle...
Cengiz Özek: Gölge ya da kukla tiyatrosu, gölge ve kukla diye birbirinden ayrılmıyor. Her ikisinde de tanımlama şu: hareket eden bir takım objeler var. Kukla için bir takım nesneleri hareket ettirmek gerekiyor. Bu hareketlerin gölgesiyle de birşeyler yapabilirsiniz. Bu mantık, gölgenin de kukla tiyatrosunun bir parçası olduğunu gösteriyor. Gölge yaparak kuklaya artı bir teknik ekliyorsunuz. Ayrıca içinde gölge de kukla da olmayan, kukla oyunları var. Fransızların ki böyle bir oyundu örneğin... Küçük küçük oyuncakları hareket ettiriyorlardı. Oyunlarında, ne gölge, ne ip, ne de sopalar vardı. Yalnızca oyuncağı alıp, ona yön veriyorlar. Böylece oyuncak da bir obje oluyor ve objeyi hareket ettirmeye başlıyor. Yani, tanım doğru. Bu da bir kukla tiyatrosu.. Kukla denilince aklımıza yalnızca ip ya da içine el sokularak oynatılan ibiş kuklalar geliyor. Oysa kukla, yalnızca bunlar değil. İşte bizim festivalimizin amacı bunu anlatmaktı.
T.O.: Peki, ilk festival öncesi Türkiye'de gölge ve kukla ile ilgilenen oyuncu sayısı hakkında bilginiz var mıydı?
Cengiz Özek: Ben aşağı yukarı bütün Karagözcüleri tanıyorum ama bizim amacımız yalnızca Karagöz değildi. Bu nedenle çevremizdeki birçok insana başvurduk. Yurt dışındaki kukla sanatçılarının adreslerine ulaştık. Sonra bu kukla tiyatrolarına birer mektup yazdık. Festivale böyle hazırlandık. Festival için yarattığımız suni gruplar vardı: Feyza Hanım örneğin.. Kafamızda böyle bir düşünce var, ne dersiniz diye oturup, konuştuk. Feyza'nın ilk gösterisi böyle çıktı ortaya.. Sonra başka arkadaşlarla konuştuk.
T.O.: Genç arkadaşlar vardı festivalde, Kara Tiyatro gibi...  

Cengiz Özek


Cengiz Özek: Evet. Kara Tiyatro ile bu yıl tanıştık. Kukladan önce de birçok oyun yapmışlar. Bir de kukla oyunları olduğunu duyunca izledik, oyunları hoşumuza gitti. Teklif ettik, kabul ettiler. Yani kukla ile ilgilenen her grupla ilişkiye geçmeye çalışıyoruz. Şunu çok kesin olarak söylüyorum, geçen yıl bu kadar grup yoktu. Peki buna festival mi ön ayak oldu? Bilemiyorum. Ama şurası açık, festival kuklacılar için motive edici bir yoldu. Bütün basında kuklanın adı geçti. İnsanlar da kuklayı merak etmeye ve izlemeye başladılar. Tüm bunlara dolaylı olarak bizim festivalimiz neden oldu. Ama iyi ki yapmışız diyorum, bakın, ne kadar çok grup var.
T.O.: İzlediğim hiçbir kukla oyununda hayal kırıklığına uğramadım.
Cengiz Özek: Gerçekten de öyle... Şunu da ciddi olarak söylüyorum ki bütün oyunlar farklı tekniklerdeydi ve bu kadar çok tekniği bir araya getiren bir festival yok. Bir çoğunda toplu oyunlar oynanıyor ama bu kadar kalitelisini bir arada bulmak gerçekten zor. Bu festivalin ciddi sonuçlarından biri de şu: Kuracağımız bir kurul, kukla oyunları arasından birini seçecek ve bu oyun Türkiye'yi yurt dışında bir kukla festivalinde temsil edecek. Böyle bir şey yapmayı planlıyoruz çünkü yerli gruplarda seyircinin yaşadığı heyecanı yurt dışındaki seyircilere de yaşatmak istiyoruz.
T.O.: Festivalde bu yıl kaç oyun vardı?
Cengiz Özek: 12 oyun vardı. Bunların üçü yabancıydı: Japonya, Fransa ve Portekiz.
T.O.: Yabancı grupların festivale katkısı neydi?
Cengiz Özek: Portekiz, klasik bir kuklacı; kuklalar sahneye çıkarlar ve hünerlerini gösterirler. Portekizli sanatçının bu klasik gösterisiyle, festivale inanılmaz bir katkısı vardı. Sanatçı, parmaklarını birer obje olarak kullanarak, onları kuklaya dönüştürüyor. Böylece benim sürekli söylediğim bir noktayı, inanılmaz bir sanatsal boyut çerçevesinde karşımıza çıkarıyordu: Kukla bizim bedenimizin bir uzantısı, bir uzvu niteliğinde olmalı ki yaptığı hareketler sahnede sırıtmasın, yaptığı her hareket bizim bir parçamız haline gelsin. Portekizli sanatçının katkısı bu noktada büyük. Japonlar, bir gölge tiyatrosuydu. Gölgede, sınırları ne kadar öteye taşıyabileceğimizi, klasik bir anlayışla kendimizi sınırlandırdığımız zaman bile, nasıl bir fantezi yakalayabileceğimizi gösterdiler. Bizim sadece Karagöz'ü görmeye alışkanlık haline getirdiğimiz gölge mantığını, nasıl farklı boyutlara taşıyabileceğimiz konusunda bize ipuçları verdiler. Fransızlara gelince... Ellerindeki küçücük oyuncaklarla hala çocukluğumuzu yaşayabileceğimizi ve kuklanın gerçekten sınır tanımayacağını, 'kukla aktör - obje aktör' bileşiminin bütünselliği içinde gösterdiler. Bir başka deyişle Fansızlar, oyuncaklarla da kukla oyunu çıkartabileceğimizi anlattılar.
T.O.: Yerli gruplarda aynı performansı sergilediler bence...
Cengiz Özek: Açılış gösterisini Mehpare hanım yaptı: 'İçindedir İçinde'. Dünyada eşi olmayan bir oyun. 'İçindedir İçinde', kuklanın gölgesi ile soyut bir dünyada, en uç noktaya nasıl ulaşabileceğimizi, çok iyi gösterdi. Bu oyundan seyircinin dehşet içinde çıktığını gördüm. Bazıları çok sıkılasa da... Olabilir, çünkü bu tür gösterilerin bıçak sırtı bir durumu vardır. Ama herkes, ilginç bir gösteri olduğu konusunda hem fikirdi. Günümüz tiyatrosu içinde gölgenin, bu gölge tekniğinin -İçindedir İçinde- mutlaka bir yeri var. En azından oyun, seyirciye bu mesajı verdi. Feyza Zeybek'in çizdiği 'Ferhat ile Şirin', bir halk hikayesinin seyirciyi sıkmadan, izlenebileceği konusunda bize büyük ipuçları veriyordu. İzmit Büyük Şehir Belediye Tiyatrosu, sunduğu üç gösteride iki Fransız, biri gölge diğeri kukla ustasının yardımını alarak, oyunlarını sergiledi. İzmitli oyuncular kendi bünyelerinde ekip oluşturarak, kukla tiyatrosu alanında çok önemli adım atmış durumdalar. 'Nasrettin Hoca', 'Kuvayi Milliye' ve 'Sevdalı Bulut', kukla sanatı olarak baktığımızda üst düzeyde oyunlardı. İzmit Şehir Tiyatrosu böylece, tiyatro sahnelerinde yer alan oyunların, kukla tiyatrosunda da başarı ile sunulabileceğini kanıtladı. Bu konuda cesur adımların atılabileceğini ve seyircinin benimseyeceği çalışmalar gösterdiler. Bu gerçekten hoş... Yine Münevver Kırmızı'nın hazırladığı 'Hacı Vat Vat ile Karagöz'üm, kukla ile geleneksel Karagöz'ün bir araya getirmeyi başarıyordu.
T.O.: Seyirci oranı düşüktü. Bu anlamda, festivalin izleyiciye bıraktıkları nelerdi?
Cengiz Özek: Başından beri anlatmaya çalıştığımız heyecanı bıraktı. Her oyun, bir takım noktalarda seyirciye çeşitli mesajlar gönderdi. Demek ki bu tarzda da bir takım çalışmalar yapılabiliyor, seyredilebiliyor ve öğrenilebiliyor. Bu çok önemli... Kukla da farklı bir büyü var zaten... Kukla deyince, hepimize sevimli gelen bir nokta var. Bu noktayı keşfediyor olabilmek çok önemliydi. Festival, bu noktayı da yakalayabilmeye çalışıyordu.
T.O.: Peki, seyirci, kukla oyunu izlemeye hazır mıydı? İki festival yaptınız. Her iki festival arasında da seyirci kukla oyunu izlememişti. Bu anlamda festivalden önce insanları kukla izlemeye alıştırmak gerekmiyor muydu?
Cengiz Özek: Tabii bu tür bir ön çalışma olsaydı güzel olurdu. Gerçi sezon içinde sunulan kukla oyunları vardı: Kara Tiyatro, Show Tiyatro, Münevver Kırmızı'nın gösterisi, Mehpare Hanım'ın her ay yaptığı gösteriler.. tüm bu oyunlar seyirci için hazır noktalardı. Ama tabii ki bunların basın tanıtımları çok yeterli değildi. İzmit Şehir Tiyatrosu'nun elinde daha büyük imkanlar var. İzmitliler'e kuklaları sevdirmek onlar için daha kolay. Ama sonuç olarak seyirci nerede olursa olsun, kuklayı görmeli... Tabii bu dediğiniz doğrultuda bizim de önümüzdeki yıllar için bir takım planlarımız olacak. Festival prodüksiyonları adı altında yurt dışından birkaç oyun getirmek istiyoruz. Ama o kadar zor ki... Bu organizasyonları iki kişi yapıyoruz. Ve hiç paramız yok. Yani tüm bu işleri tamamen seyircinin desteği ile yürütüyoruz. Ufak tefek sponsorlarımız oluyor tabii... Bu çalışmaları yıl içine yaymak için bizim, biraz da olsa para kazanır hale gelmemiz gerekiyor ki bu işleri yapabilelim...
T.O.: Türkiye'de kukla üzerine eğitim veren herhangi bir okul yok sanıyorum. Festivalle birlikte kukla tiyatrosu ile ilgilenmek isteyen oyuncu arkadaşlar olacaktır.. Kukla üzerine eğitim görmek isteyen arkadaşlar neler yapacaklar?
Cengiz Özek: Hedeflerimizi sıralayınca, bu sorunun cevabı da ortaya çıkacak. Önümüzdeki yıllarda kesinlikle şunları yapmak arzusunu taşıyoruz: Birincisi, her yıl festival içinde bir 'konu ülke' olacak ve bu ülkenin bütün kukla tiyatrosunu irdeleyeceğiz. Böylece konuk ülkenin kukla tiyatrosunu tanımış olacağız. Bu work shoplar da kuklaya eğilimli olan kişiler için bir fırsat olacak. Yine her yıl 'kültürlerarası alışveriş' kapsamı doğrultusunda bir başka ülkeden 'kukla tiyatrosu sergisi gelecek' ve buradan da o ülkeye 'kukla tiyatrosu sergisi gidecek'. Tüm bu çalışmalar hem göze hem de insanın yeteneğine eğilimli çalışmalar olacak. Bütün bu çalışmalar doğrultusunda daha büyük bir noktaya geleceğiz ki bu nokta şu: İçinde kukla üzerine kültürleri taşıyan çok katlı bir müze... Burada geleneksel yapısından tutun da en modern kukla gösterilerinin yapıldığı bir sahneye, oyuncuların yetiştirildiği bir merkeze kadar herşey olacak. Bir başvuru kitabı ve Türk kuklasının tanıtıldığı bir müzeyle birlikte... Festivalin uzantısı bu noktayı hedefliyor. Bundan sonra sanıyorum ki kukla sanatı daha iyi bir temele oturmuş olarak seyirci ile buluşmaya başlayacak. Yani, yaşayan, canlı bir kukla müzesi düşünüyoruz.
T.O.: Tüm bunları ne adı altında yapacaksınız? Bu müze, özel tiyatronun mu olacak?
Cengiz Özek: Herkes bunu soruyor. (Gülüyoruz) Türkiye'de alışılmamış bir şey bu galiba... Birileri çıkıp böyle bir şey yapınca hemen kim yapıyor gibi bir soru soruluyor.
T.O.: Yalnızca merak ettim. Yanlış bir soru mu?
Cengiz Özek: Yo... Hayır... Ama nedense böyle bir soru ile karşı karşıya kalıyoruz. Evet, biz iki kişi ortaya çıkıp yapacağız.
T.O.. Selen Birkiye ve Cengiz Özek...
Cengiz Özek: Evet... Ortaya çıkıp bunu yapmak istiyoruz. Peki, nasıl yapacağız, hangi parayla yapacağız, ne olur, bilmiyoruz. Festivali yapmaya başladığımızda cebimizde paramız yoktu. Ama bu bir maceraydı, demek ki olabiliyormuş.
T.O.: Sizin gücünüz, insan malzemesi ve tiyatro sevgisi...
Cengiz Özek: Sanırım evet.. İnsanları iyi değerlendirmek gerekiyor. Bu festivalden zarar da edebilirdik ama başabaş bir bütçeyle tamamlamış olduk. Önümüzdeki yıllar daha büyük prodüksiyonlar getirip, daha çok seyirciye ulaşacağız. Belki sponsor kuruluşları daha hızlı bir şekilde ortaya çıkartmaya başlarız. Önce kamuoyunu oluşturmaya çalışıyoruz.
T.O.: İzmit için ne düşünüyoruz? Ciddi anlamda bir kukla tiyatrosu oluşuyor İzmit'te..
Cengiz Özek: İzmit'deki de bizim düşüncemiz doğrultusunda bir çalışmadır. Her çalışma birbirini destekler çünkü.. Benim bu tür kurumlardaki endişem baştaki kişinin eğilimi doğrultusunda çalışmaların yürütülmesidir. Baştaki kişi gittiği zaman iş tamamlanamaz hale gelebiliyor. Bu nedenle kurumlaşmak önemli... Bizim festival için de geçerli bu... Bizim kendi festivalimiz için yapabileceğimiz en büyük iyilik, bir vakıf kurmak olacaktır. Bir kukla vakfı örneğin... Böyle bir vakıf kurulursa bu işe gönül vermiş kişilerin bir araya gelmesi ve yıkılmayacak bir çalışma gündeme gelebilir. O zaman daha ciddi adımlar atmak kolaylaşacak.
T.O.: Kukla festivali başarılıydı.
Cengiz Özek: İstediklerimizi yaptık, evet ama festivalin çok başarılı olduğu söylenemez. Çünkü başarı deyince birçok etkenin bir arada olması gerekiyor. Evet oyunlar başarılıydı ama çok fazla seyirciye ulaşmadı. Gerçi emsal festivallere göre oldukça başarılıydı. Yine de gönül istiyor ki kapıdan izleyiciler dönsün, bir gösteri daha konsun diye istekler yapılsın, ben ancak o zaman festivali başarılı olmuş sayacağım. Bir de basında daha etkili olarak çıktığında... Belki çok şey istiyorum ama ancak bu şekilde başarılı olabileceğini düşünüyorum. Bu anlamda az başarılıydı ama bu problemleri aşacağız ve çok çok daha başarılı festivaller yaşayacağımızı umut ediyorum. En azından ben, işimi gücümü bırakıp tamamen bu festivale yönelik çalışmak istiyorum. Hatta bizimle birlikte çalışmak isteyen pekçok insan var. Yani ne kadar geniş kitleye hakim olursak, bu sanat o kadar çok insana ulaşmış olacak. Okullara sokmak istiyorum. Konservatuarlarda hiç değilse geleneksel Türk tiyatrosunun öğretildiği bir kültürel ders olarak konması için baskı oluşturmak istiyorum. Konservatuar eğitimi olmalı, buna inanıyorum. Aksi bir düşünceyi asla kabul etmiyorum. Akademilerde tiyatro, dekor, kostüm, grafik, animasyon bölümlerinde kukla sanatına ilişkin bir takım çalışmaların hazırlanması için zemin oluşturabilmek gerekiyor. Kamuoyu desteğine ihtiyacımız sonsuz. Bunu oluşturmalıyız önce... Bu destek oluştuğu zaman, festivalde başarılı olduğumuzu kabul edeceğiz.

Şebnem Atılgan


Bu yazı hakkında gorüşlerimi Tiyatronline izleyicileri ile paylaşmak istiyorum....
(Görüşleriniz bu yazının altında yayınlacaktır.)

Ayın Kitabı
Tiyatro dalında çıkan yeni kitapları inceleyerek birini ayın kitabı olarak seçiyoruz....
{Ayrıntı}
Tiyatro Müziği
Tiyatrolarımızın seçkin oyunlarının seçkin tiradlarını,dinlemeye doyamayacağınız müziklerini bu sayfada...
Tiyatrolarda kullanılan ses efeklerimi arıyorsunuz!
(mp3 formatında)
{Ayrıntı}
Terimler Sözlüğü
Tiyatro ile ilgili ne tür çalışma içine girilirse girilsin, karşımıza anlamını bilmediğimiz yada doğruluğundan kuşku duyduğumuz bir yığın kelime çıkar. Çünkü tiyatro; bir çok alanda da olduğu gibi kendine ait bir terminolojiye sahiptir. Bu bölümde sizin için seçtiğimiz tiyatro terimlerine ve bu terimlerin anlamları hakkında açıklamalara yer vereceğiz. {Ayrıntı}
Tiyatro Mutfağı
Dramaturgi:
Türk tiyatrosunun tarihçesine bakıldığında dramaturg sözcüğünün tiyatro terimleri arasında uzun zamandır yer aldığı görülür. İlk kez Ankara Devlet Tiyatrosunda dramaturg adı altında görev yapan kişilerin çalışma alanları, tiyatroya gönderilen oyunları okumak ve bunlarla ilgili raporlar düzenlemekle sınırlanmıştır.
Sahne Tasarım;
Işık Tasarım;
Giyisi Tasarım;
hakkında bilgiler detaylar... {Ayrıntı}
Arşiv

Sitemizde yer alan oyunlar ile repertuvar olarak saklanmaktadır...
{Ayrıntı}



[ Ana Sayfa | Haberler | Editör | Kulis | Konuk | Portre | Ödüller| Geleneksel ]
[ Eğitim | Çocuk | Tiyatrolar | Festivaller | Seyirci ödülleri | Kitaplık | Abone | Müzik | Sözlük | Mutfak | Arşiv ]

Copyright © 1999 Bu site e-tasarım yapımıdır.
e-posta.