|
" SENİN YERİN BURASI..."
Son günlerde bir reklam filmi kurcalıyor kafamı. Bir internet servis sağlayıcı firmanın reklamı bu. Öncelikle cıngılı ve görsel-işitsel önermeleriyle dikkatimi çekti. Sonuçta ticari amaçlı bir iş olduğunu unutmadan görünene ve görünenin arka yüzüne bakmak gereği duydum. Kabaca diyor ki hayatın rutini içinde sende o rutinin bir parçası olmuşsun, aynaya bak nasıl bir sürünün içinde yaşadığını, nasıl kendin olmadığını farket ve yerini değiştir. Buraya kadar sorun yok. Gerçektende doğumdan başlayarak bize öğretilen, gösterilen ,önerilen herşeyle yavaş yavaş kendimizi oluştururken bir yandan da sürünün dışına düşmemek, ayrık otu gibi kalmamak için bize özgü olanı ihmal ettiğimiz, bastırdığımız, en iyi ihtimalle ertelediğimiz doğru. Bu da bizim özgün yaratıcı kimliğimizin oluşmasında en ciddi tehlike. Toplumsal yaşamdan kopmadan kendin olabilmek ve yaratıcı alanını özgürleştirebilmek her bireyin hem düşü hem de kabusu. Düşü, çünkü bunu başarabilmek toplumda varolanın dışında bir değer oluşturabilmenin yolu. Kabusu, çünkü ödenmesi gereken bedelin çok ağır olma ihtimali var ,üstelik yaşamın içinde uçlara itilmekte an meselesi... Bu keskin kılıcın her iki yanınıda dikkate alarak yinede her şeyi göze almak ve mücadeleden yılmamak gerek. Yaşamı anlamlı kılmanın en kestirme yolu bu. Filme dönersek öneri; başlangıcında, farket ve değiştir derken sonucunda bize katıl demek suretiyle kendini imha ediyor. Yani '' rutinin parçası olma, sürüden ayrıl, gel bizim sürüye katıl ". Elbette başlangıçta belirttiğim üzre filmin ticari amaçlı olduğunu ve belirli bir ürünü pazarlamaya yönelik olarak kurgulandığını unutmuyorum, üstelik itiraf etmeliyim ki son derece başarıyla kamufle edilmiş asıl niyet... Burada ortaya çıkan uyarıcı etkiyle dönüp kendi sanatsal üretim alanıma baktığımda aynı kısır döngünün varlığını teşhis etmek hiçte güç olmuyor. Değiştirmek, dönüştürmek, toplumsal muhalefet hali yaratmak gibi yüksek hedefler amaçlayan tiyatro sanatı ne yazık ki öncelikle kendini üreten, yaratan insanları değiştirmeyi, dönüştürmeyi başaramadığı için kendisi ağır ve özüne yakışmayan bir rutini yaşamak zorunda kalıyor bu gün. Değiştirilemez, konservatif bir anlayışı savunanlarla " değiş ve bana benze " diyenlerin aptal çekişmesi arasına sıkışıp kalarak toplum üzerinde belirleyici olması gereken asal misyonunu yerine getiremeden buharlaşıyor, uçucu hale geliyor. Özgürleşmenin ve özgür alanlar yaratmanın önünü açması gereken ,alanın insanları, bilgeliğe ve hoşgörüye kapalı kozalar örerek kendilerini toplumdan hatta kendilerinden bile soyutlayan yaşamlara hapsediyorlar. Yerini terketmeyen tek faktör seyirciymiş gibi geliyor bana; ısrarla direniyor seyirci. Bu insafsız görünen eleştirinin tam merkezine kendimi koyduğum unutulmasın.
Neden tiyatro bir dalga, bir coşku, bir sel oluşturamıyor, neden bir türlü insanlara dokunamıyor onlar için bir tutku halini alamıyor sorusunun yanıtları burada yatıyor kanımca. Atadan ,dededen kalma gelenekci anlayışla yapılan tiyaronun karşısına, el yordamıyla kulaktan dolma bilgi ve özentiyle yapılan ve kimsenin iplemediği başka bir anlayışı koymak çabası çıkışsızlığı derinleştiriyor. Örneğin; hayatı hikayeler üzerine kurulu topluma ritmi ve tansiyonu düşük hikayeler anlatmayı marifet sayan oyunlar sunan tiyatrolarımızla, bu ülkeninde bir under ground ' ı olduğunun farkına varamamış, filmlerde, romanlarda gördüğü underground'ı satma heveslisi oyunlar sunan yenilikçi tiyatrolarımızın seyircinin üstündeki daraltan basıncı ve iç sıkıntısını kestirmek hiçte güç değil. Ben bile hiç adetim olmadığı halde son dönemlerde gittiğim oyunların birçoğundan yarısında çıktığımı, hatta artık tiyatroya giderken ayaklarımın çekingen davrandığını dehşetle farkediyorum.Krizin boyutlarını genişlettiği açık.En çok hissedildiği yerde üreticiler üzerinde yarattığı depresif durum..Kimse nereden başlanacağı konusunda sağlıklı bir düşünce üretemiyor,sıradan,demogojik,popülist tartışmalarla havanda su dövülüyor.."Bardağın yarısı dolu.." perspektifiyle bakılırsa bu durumun hayra alamet olduğu,dibe vurmadan yüze çıkılamayacağı söylenebilir yinede.. İyiniyeti korumak gerekiyor..sorumluluk herkesin,seyircinin bile,üzerinde..Çağı,çağın ritmini,konjonktürü doğru belirlemek ve yoğunluğu bunu karşılayabilecek yeni bir tiyatro estetiği oluşturmak üzerine yönlendirmek gerekiyor.Filmde söylendiği gibi "senin yerin burası.." diyebilmek için o yeri doğru tarif etmek zorunluluğu var hepimiz için.... Sağlıcakla kalın.
|
AMİRAL BATTI...
NO WAY OUT! ...
ANLAMAK
FESTİVAL....OFF FESTİVAL! (II)
...USTAM ÖLMÜŞ, BEN SATARIM!.
SENİN YERİN BURASI...
Yeni Bir Mevsim..
GELECEĞE DÖNMEK....
DT 50. YILINI KUTLUYOR!. HABERİNİZ OLSUN!...
FESTİVAL BİTTİ.
FESTİVAL..OFF FESTİVAL
Bahar Amatörlerin Mevsimidir.
Amatörler Üzerine Amatörce Bir Yazı;
Seyirci;
|