# ANKARA NOTLARI
02 MAYIS 2007
POLONYA'DA...
Polonya’da bir oyun yönetmek için Modrzejewskiej Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmeni Jacek Glomb tarafından Legnica’ya davet edildiğimde çok mutlu oldum. Öyle ya, Polonya tiyatrosu büyük teorisyenleri ve sanatçılarıyla oldukça önemli bir tiyatro. Daveti hemen kabul ettim. Wroslaw’a 25 Nisan’da Münih üzerinden vardığımda tiyatronun uluslararası ilişkiler bölümünden bir hanım ve şoför beni havaalanında bekliyorlardı. Wroslaw’dan Legnica’ya yol bir saat alıyor. İsteğim üzerine, yol boyu Legnica’nın tarihinden konuşuldu.
Legnica, Polonya’nın güneybatısında, Almanya sınırında 100.000 nüfuslu bir kent. Asırlar boyu Çekler, Moğollar, sonra Almanlar, Ruslar arasında el değiştirip durmuş. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden önce bir Alman kenti; o zamanki adı da Liegnitz. Alman garnizonlarına ev sahipliği yapıyormuş savaşta. Savaşın bitimiyle Ruslar 80.000 kişilik bir orduyla kente yerleşmişler ve Legnica sözde bir Polonya kenti olmuş; Rus etkisini ta damarlarında hissederek… Nüfusun büyük çoğunluğu Almanya’ya zorunlu göçe zorlanmış; yeni nüfus yaratmak için de Ukrayna’dan insanlar getirmişler. Ruslar mimari açıdan da kentin tüm çehresini değiştirmiş. 1993’de son Rus askeri de kentten ayrıldığında yine göçler yaşanmış. Robert’in aktardığına göre Legnica’lılardaki en önemli sıkıntı, aidiyet duygularının olmaması. Tiyatronun dramaturgu Robert Urbanski ne anneannesinden, dedesinden, ne de anne, babasından hiç halk türküsü ya da çocuk şarkısı duymadığından bahsetti. Nesillere dayanan bir şarkı bilmiyor; yok çünkü. Ne vatandaşlık bilinci, ne sosyal yaşam tam anlamıyla oturmamış. İnsanlar evlerinde yaşıyor, komşu komşuyu tanımıyor vs. Herkeste bir çocuk yapma telaşı. Hafta sonu sokaklar pusetlerde çocuk gezdiren annelerle dolu. Şehirde yaşlı yok gibi. Yalnızca tek tük, pencerelerden dışarıyı izleyen ya da gökyüzüne bakan umutsuz bakışlı yaşlı insanlar gördüm, hepsi o kadar…
Neyse, Kamieniczka Otel’e yerleştim ve bir saat sonra tiyatronun uluslararası ilişkilerinden sorumlu olan Milan Lesiak, beni kararlaştırdığımız gibi resepsiyondan aldı ve Jacek Glomb’a götürdü.
Jacek’i nasıl anlatsam? Tiyatro ve sinema yönetmeni öncelikle. Bana eskiden Alman ve Rus ordularının manej olarak kullandıkları ve daha birkaç sene önce ‘Corielanus’ yönettiği binalarla çevrili açık alanın artık bir lise olarak kullanıldığını ve koca alandaki tarihi manejin yıkılmasına nasıl karşı koyamadığını anlatırken gözleri doluyor. Yalnız binalar değil onun için tiyatro mekanları. Hemen her yer. Kırık dökük ahır, eski bir market, harabe halindeki eski varyete salonu, depo vs. Geçtiğimiz yaz birincisini düzenlediği tiyatro festivali “City”de, festival formatı gereği A.B.D., İtalya, Rusya, Gürcistan ve Polonya’dan tiyatro grupları, ülkelerinde ön çalışmalarını yaptıkları oyunların prömiyerlerini bu mekanlarda yapmış.
Jacek için tüm şehir bir tiyatro sahnesi. Kaç harabede tiyatro yaparsa, o kadar mekanın yeniden kentlilerin olacağını gururla söylüyor. Sahnesi ‘şehir’ olan tiyatro onunki.
Binanın tam yanında, kentteki birçok Katolik Kilisesi’nden en görkemlisi, tiyatronun üstüne yatmış gibi yükseliyor. Tiyatronun büyük sahnesinin de içinde bulunduğu ana binası, tarihi belediye binasına ek olarak yapılmış. Birbirine yapışık iki binayı birlikte kullanıyorlar. Jacek beni şimdi tiyatro binasının balkonlarından biri olan ve bir zamanlar Hitler’in Legnica halkına seslendiği balkona götürüyor. Balkon güvercin pisliği içinde, durmadan da yapıyor kuşlar; özellikle hiçbir önlem almıyorlarmış, sanki Hitler hala oradaymışçasına...
14 sene önce yerleştiği Legnica’da kentliler ona büyük saygı duyuyor. Şehri tiyatroyla yeniden yaratacak samimi bir tutku var onda çünkü. Milan Lesiak, bana halkın bu saygısının piskoposa gösterdiklerinden daha az olmadığını söylüyor gururla.
Jacek Glomb’un Robert Urbanski’nin senaryosundan çektiği ve tiyatronun oyuncularının rol aldıkları bol ödüllü ‘Bir Kentin Yükselişleri ve Düşüşleri’ adlı film de, yine Robert’in yazıp kendisinin yönettiği ve bir harabede izlediğim, Legnica’daki bir azınlık olan Lemco’ların dramının konu edildiği ‘Lemco’ adlı oyun da harikaydı. Minimalist bir reji anlayışı, müthiş bir sahne ve ışık tasarımı, enerjik, iyi oyuncular...
Tüm bunları Legnica’daki son gecemde tiyatronun kafesinde düzenlenen ve doğal olarak davetlisi olduğum A:B.D.’li caz klarinetçisi Bill Evans’ın konserinde bir kez daha düşünüyorum.
İnsanlığın yakın tarihiyle ilgili iç burkan anılarla dolu bu şehre yeniden geleceğim ve tutku dolu insanların tiyatrosunda oyun yöneteceğim için heyecanlıyım.
Kemal Başar
Kemal Başar 'a
mail atmak istiyorum...
Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.
|
|
Kemal Başar

Kemal Başar
"Ankara Notları" Diğer Yazıları>

Jacek Glomb'la

Kilise tiyatro binasının üstüne yıkılacak gibi...

10 Mayıs'ta prömiyer yapacak Marat-Sade'nin dekoru, koltuklar sökülerek salona kurulmuş

Terzihane

Dekor - Kostüm Atölyesi

Tiyatro Yaptkları Harabelerden Biri
|