# AYIN SÖYEŞİSİ
İNSANI, İNSANA YİNE İNSANLA ANLATIR TİYATRO "ORHAN GÜLER" ...
Sandalların başucunda dinlenen, iki yaşlı anıtsal çınar ağacının arasından yavaş ve gururlu adımlarla çay bahçelerine doğru yürüyen temiz giyimli, dik yürüyüşlü ve yüzünde çocuk gülümseyişi olan bu sanatçıyı tanır gibi olurdum…Ama nereden? Her geçişinde 'acaba o olabilir mi' diye geçmişin labirentlerine girer, oynadığı rolleri ve yüzünü gözlerimin önüne sermeye çalışırdım. Bir zamanlar kaçak yüreğimle oturduğum sinema koltuklarında seyrettiğim film karelerinin, gerçeğini görür gibiydim. Yaşamda oynadığımız o kadar çok film olmalı ki her şey birbirine karışıyor ve o zaman içimizden -Yok canım…Benzetiyor olmalıyım? İnsan insana benzer gibi gündüz sayıklamalarıyla önümden geçip giden adamın arkasından bakakalırdım.
Günler birbirini kovaladı. Haziran'ın bir akşamüstü, oturduğumuz el sanatları sergisinin önüne çıkageldi. Çok düzgün konuşmasıyla dikkat ve hayretimizi çekiyordu. Her hareketi hayranlığımızı kazanıyor, onun ince ve insan sever yaradılışı karşısında şaşkınlığımızı gizleyemiyorduk. Bir ara o'nu tanıyanlardan biri yanına yaklaşarak siz o değil misiniz, sizi tiyatroda ve filmlerde çok izledim sizi tanıyorum, Siz Orhan Güler'siniz… demez mi? İşte filmin başladığı yer burası.
Değirmendere'de, bu şirin Marmara kasabasında başladı böylece dostluğumuz. Sanatın hemzemin geçidindeyiz. İster tesadüf deyin isterse sanat. İşte kesişivermiştik. Doyumsuz sohbetleri, sanatın tozunu yutmuş olması ve deneyimleri bizimde tecrübe hanemize ondan artı notlar düşmemize neden oldu. Sanatçıda, sanatının yanında zarafet ve saygı olması gerektiği tırnak içersine aldıklarımız.
Gün gün sohbetlerimiz oldu, baba oğul ilişkisine döndü dostluğumuz. İlk önceleri kendisine Orhan Bey diyordum sonraları Orhan Amca sonunda Güler Baba demeye başladım. Zamanlı zamansız evine uğrayıp halini hatırını sormak zevk veriyor bize. Eşi İlhan Hanım, sevimli şirin, mi şirin! Tiyatro mutfağında az buz ter dökmemiş hanımefendi. Kolay mı sanatçı eşi olmak, bir de mimar kızları var Mesude, baba ve annesine çok düşkün. Ailenin yaratıcı yönünü mimarisine yansıtıyor. Sayın Güler'in evi tiyatro müzesi; her türlü sanat yapıtını, evinin dekoru haline getirmiş ve onlara tutkulu. Fakat eşi İlhan hanıma olan aşkı bütün tutkularının ötesinde. Elbette sanatçı olurda orada aşk olmaz mı?
Geçen gün eşi ile bizi ziyarete geldiklerinde, bu sanatçı aileyle söyleşi yapmaya karar verdik. Ertesi gün öğleden sonra kararlaştırdığımız, Değirmendere'nin Yalı mahallesinde bulunan deniz manzaralı evine gittik. Orhan Güler, Eşi İlhan hanım ve kızı Mesude evde bizi bekliyordu. Salondaki yuvarlak masaya ne kadar belge varsa onu, ocağa da çay suyu koymuşlardı. Çay demlenmeye başladı, buharı çıka dursun masaya oturarak başladık söyleşimize.
İnsanın kendini anlatması zordur ama bize kendinizi anlatır mısınız, sevgili Orhan Güler ?
Çok eski bir İstanbul ailesinin ferdiyim. 1929 yılında İstanbul'da doğdum. Babam Nurettin Bey devlet memuruydu. 1923 yılında Londra'ya giden ilk hariciye heyetinde görev almış.Annemse kültürlü bir İstanbul kızıydı. Mesude Hanım. Öğretmen çıkmış ancak o zamanki koşullarda atandığı yere babam gitmesine izin vermemiş. Bu ailenin altı çocuğundan birisiyim. Çok kalabalık bir aile içinde yetiştim. İlkokulu Eyüp'te okudum. Ortaokulu Kasımpaşa Ortaokulunda bitirdim. Okuduğum bu okul zamanında ahşap bir Mevlevîhaneydi. Sanıyorum şimdi yerinde yok yandığı söyleniyor. İstiklal Caddesinde bulunan Taksim Erkek Lisesi'nden 1948'de mezun oldum. Daha sonra İstanbul hukuk Fakültesi'ne kaydoldum fakat ailevi nedenlerden dolayı okula devam edemedim. 1950 'de ailemizle birlikte Kocaeli - Gölcük, Değirmendere Nahiyesine taşındık. Gölcük Donanma Komutanlığında Askeri sivil memur olarak işe başladım. 1953 Yılında Askerlik görevimi yapmak üzere Ankara Yedek Subay Okuluna gittim. Susurluk'ta 95.P.Alayında yedek subay olarak askerliğimi bitirdim. Askerlik dönüşü 1957 yılında, İstanbul'lu İlhan Reslu hanımefendiyle evlendim. Yine aynı yıl donanmadaki görevimden ayrılarak İstanbul'a taşındık.
İETT Genel Müdürlüğü, Genel Muhasebe müdürlüğünde göreve başladım. 1958 yılında kızım Mesude dünyaya geldi. Sanat ve memurluk hayatımı birlikte yürüttüm ve 1976 yılında bu kurumdan emekli oldum.
On yıl kadar Şişli Terakki Lisesinde idarecilik yaptım. Sonra profesyonel sanat yaşamım başladı. Tiyatroda ve sinema filmlerinde oyuncu olarak çalıştım. İstanbul Halkevi Tiyatrosu, Gençlik Kolu Tiyatrosu, Deneme Sahnesi, Kadıköy İl Tiyatrosu, Nejat Uygur Tiyatrosu,, İsmail Dümbüllü ve Arkadaşları Topluluğu ( Orta oyuncusu), Avni Dilligil Tiyatrosu ile Levent Kırca Tiyatrosu ve Yeşilçam'da kırk beş yıl tiyatro ve film oyunculuğu yaptım. Daha sonra kent yaşamından sıkılarak 1997 yılında tekrar Değirmendere'ye geldik ve halen yaşamımıza burada devam ediyoruz. Sanatsal çalışmalar için seyrekte olsa İstanbul'a gidiyorum. Pek çok oyuncu ajansında kaydım var. Beni arıyorlar uyarsa gidiyorum. Yani hayattayım sanatla yaşıyorum.
Size göre sanat deyince ne anlamalıyız?
Sanatsız yaşam, yavan bir yaşamdır. Sanat, yaşamı süsleyen ve insanlara mutluluk veren etkinlikler toplamıdır. Sanatsız bir yaşam düşünemiyorum.
Tiyatroyu, diğer sanat dalları içindeki nereye koyabiliriz ve tiyatro nedir?
Tiyatro birçok sanat dalını kapsar. Bir metin olmadan tiyatro olmaz. Bu nedenle edebiyatla yakından ilgilidir. Tiyatroda müzik vardır. Kostüm ve dekor vardır. Bu yönüyle el sanatları ve resimle ilintilidir. Birde teknik var.
Tiyatro insanı, insana yine insanla anlatan bir sanat dalıdır. Seyirci ile oyuncu arasında çok yakın bir bağ olması nedeniyle diğer sanat dallarından bu özelliğiyle ayrılır. Sanatın en eski olanıdır. Kısaca tiyatro geçmişten geleceğe bir köprü ve günlük yaşantımıza tutulan bir aynadır. Bu ayna, aynı zamanda tiyatroyu seyirciye yansıtır.
Genel olarak Türk Tiyatrosu konusunda neler diyebilirsiniz.!
Türk Tiyatrosu bu güne gelene kadar çok sancı çekmiştir. Aktörlerin, mahkemelerde tanık olarak bile kabul edilmediği, kadının sahneye çıkmasının yasak olduğu dönemlerden geçilerek
bu noktaya gelinmiştir. Cumhuriyet sonrası Atatürk'ün " Mebus olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız" sözü ile Türk Tiyatrosu'nun önü açılmış ve konservatuarlar kurulmuştur. Konservatuarları bitirenlere mektepli, ustalar yanında kendisini yetiştirenlere de alaylı denirdi. Osmanlı döneminde de tiyatro vardır, ancak oyuncular azınlıklardandır, tek tük Türk oyuncu göze çarpmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında tiyatronun bu çıkışı, Türk seyircisi tarafından kabul görmüş ve bugünkünden fazla tiyatro severe ulaşmıştır.
Tiyatro gündemini takip ediyor musunuz? Günümüz Türk Tiyatrosu için neler söyleyeceksiniz!
İstanbul'dan uzakta olduğum için maalesef tiyatro gündemini takip edemiyorum. İzlediğim kadarı ile Türk Tiyatrosu durağan bir dönem yaşıyor. Özellikle ödeneksiz tiyatroların (özel) iyi durumda olduğunu düşünmüyorum. Ancak bir sponsor bulunduğunda perdelerini açabiliyorlar. Neticede; oyuncularda insandır ve geçimini sağlamak durumunda. Dizilerde görünmelerinin nedenide bu. Tiyatro oyuncuları sahne ve kulis tozu yutmuş sanatçılardır, onların en büyük hazları seyircinin nefesini hissetmek ve alkışını duymaktır. Televizyon ve sinemada bu yönden bir yoksulluk söz konusudur.
Sinemayla yakından ilgilisiniz , bir çok filmde oynadınız Türk sinemasının dünü ve bugünü hakkında ne söyleyebilirsiniz.!
Bizim oynadığımız dönemlere nazaran, Türk Sinemasının bugünkü durumunu ümit verici buluyorum. Teknik olanaklar, senaryolar, içerik, seyirci ve yurt dışı tanıtımı yönü, eskiye göre çok çok iyi durumda
Bugüne kadar kaç sinema filminde oynadınız ve oynadığınız karakterler?
Hemen hemen bütün film yönetmenleriyle çalıştım. 40 - 50 civarında filmde bölüm oyuncusu olarak oynadım. Doktor, işadamı, savcı, milletvekili gibi karakterleri canlandırdım.
Oynadığınız tiyatro oyunları ve sinema filmlerinden anımsadıklarınız ?
İsterseniz tiyatrodan başlayayım. Levent Kırca tiyatrosunda; Anahtar ve Sahipleri, Nemo Bankası, Dosya, Toros Canavarı, Üç Baba Hasan, Güzel ve Çirkin, Sefiller. İl tiyatrosu; Aziz Nesin Müzikalleri, Merdiven. Nejat Uygur Tiyatrosu; Demirel'e Söylerim, Şeytan. Amatör Tiyatro; Hayvanat bahçesi, Kimdir Kim bilir, Bozuk Düzen'i sayabilirim
Sinema filmlerinde; Daha ziyade belgesel yapımlar öncelikliydi. Atatürk Belgeselinde Atatürk'ün arkadaşı Mazhar Müfit'i canlandırdım, Farabî'nin yaşamını anlatan bir yapımda oynadım. Bu filmde Farabi'yi rahmetli Kerem Yılmazer oynuyordu onun hocası karakterini canlandırdım. Ayaşlı ve Kiracıları, Kemal Sunal'la Şaban Askerde, Öğretmen gibi pek çok filmde ve dizide bölüm oyuncusu olarak kompozisyon oynadım.
Unutamadığınız anılarınızdan bir kaçını bize anlatır mısınız!
Türk Tiyatrosunun duayeni Avni Dilligil , sahnede öldü. O sırada el ele tutuşmuş selamlama yapıyorduk. Hiç unutamadığım acı bir anı oldu. Diğer bir anım Levent Kırca ile oynadığım Üç Baba Hasan oyununda; hepimiz sahnede iken bomba ihbarı yapıldı, hiç aldırmadan oyunumuza devam etmiştik. Yine Levent Kırca ile oynadığım Nemo Bankası oyununa rahmetli Sakıp Sabancı gelmişti. Oyun bittikten sonra onun etrafında toplanmıştık. Çünkü oyunculara pasta getirmişti. O kadar büyük pastayı ilk kez orada görmüştüm. Oyunda Fransız Maliye Bakanını oynamıştım. Pasta yenirken arka planda olduğum bir sırada, Sabancı o ses tonuyla " bakanlar geride durmaz, böyle buyur " diye beni yanına çağırmıştı.
Günleriniz nasıl geçiyor, hobileriniz var mı?
Tiyatroya olan sevgim kadar Türk Sanat Müziğine de sevgim vardır. Bununla ilgili olarak dünden bugüne kadar olan Türk Sanat Müziği ses sanatçılarına ait bir albüm hazırladım. Hepsinin sesinden birer kayıt halinde, hemen hemen altmış yılımı bu çalışmaya verdim. Böyle bir arşiv oluşturdum. İlgililere sizin vasıtanızla duyuruyorum.
Ayrıca kuklalarım var. Zaman zaman çocuklara gösteri yapıyorum. Onların sevinç çığlıkları en büyük mutluluğum. Hayvanları çok seviyorum, balkona konan serçeleri besliyorum. Onlar her gün bana misafir oluyorlar. Horoz ve keçileri çok severim. Maketlerim var. Birde komşu horozunun sesini duymayı çok seviyorum.
.
Türk tiyatrocularına, sinemacılarına ve sanatseverlere bir iletiniz olacak mı ?
Hepsini çok seviyorum. Onlara başarı, mutluluk ve sağlıklı, sanat dolu günler diliyorum.
Gelecek için bir projeniz var mı?
Evet böyle bir projem var. İnşallah onu da gerçekleştirip öyle öleceğim. Gelmiş geçmiş en büyük tülüat oyuncusu ve Adile Naşit'in babası Naşit Özcan'la ilgili bir oyunda oynamak istiyorum. Naşit Bey'in ' Surpik Dudu ' isimli çok beğenilen bir oyunu vardır, kendisinden çok izlemiştim. Ölmeden bende o oyunu oynamak istiyorum. Levent Kırca Bey'e bir kez daha hatırlatıyorum. Teşekkür ederim.
Bu kısa söyleşimizin ardından çay arası verip Orhan Amca'nın salona getirdiği kuklalarını inceliyoruz. Çocukların bu kuklaları neden bu kadar çok sevdiğine de şaşırmıyoruz. Çaylarımızı körfezin mavi sularına bakarak yudumladıktan sonra söyleşimizin ikinci bölümünü Orhan Güler'in kırk sekiz yıllık hayat arkadaşı sayın İlhan Güler'le devam ettirdik.
Tiyatrocu Orhan Güler'in eşisiniz ve aynı zamanda tiyatro kostümcüsü olarak sanatın mutfağında bulundunuz. Sizin düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz!
İstanbul'da doğdum. Orhan Bey'le evlendiğimde henüz yirmi yaşındaydım. Evliliğimizin başlarında tabiî ki zor günlerimiz oldu. Bu zorluğu aşmak için eşime yardımcı olmam gerekiyordu. Hep çalıştım. Terziliği annemden öğrendim. Kadıköy tiyatrosunda Karagöz Hacivat kıyafetleri ile Güner Ümit, Tuncay Özinel ve Sezer Sezin'in kıyafetlerini diktim. Diktiğim kostümler çok beğenilince bu işe uzun bir süre devam ettim. Şişli pasajında İzmirli Kürk Sarayında modelist olarak çalıştım.
Orhan Bey ailesine düşkün, saygılı ve iyi bir hayat arkadaşıdır. Çok sevdiğimiz bir kızımız ve torunlarımız var. Bizim evliliğimiz güzel bir tiyatro oyununda çok büyük alkış almış sahnelerdir. Bunları söyleyebilirim size, teşekkür ederim.
Söyleşimizin son bölümünde bu sanatçı ailenin kızı mimar Mesude Türkan ile söyleştik. Dikkatimizi çeken ilginç konulara da dokunmadan geçemedik.
Sayın Türkan, sanatçı bir ailenin kızı olmak nasıl bir duygu, bize anlatmak istediğiniz anılarınız var mı , sizi dinleyebilir miyiz ?
Evde sürekli bir telaş vardı. Tiyatro hazırlıkları ve kostüm dikimleri, sesli provalar, elbise provaları; bunların arasında geçen bir çocukluktu benimki. Zaman zaman kapımızı ünlüler çalardı. Anımsadıklarım; Hulusi Kentmen, Müjdat Gezen, Sezer Sezin, Güner Ümit, Seyfi Dursunoğlu, Zehra Bilir, Semra - Turgut Savaş . Kısaca yaşadıklarım sıra dışıydı. Kendimi hep sanatın içinde hissettim. Seçtiğim mimarlık mesleği sanatla tekniğin kesiştiği nokta, mimarlığımın sanat yönünü anne ve babamdan aldım.
İlkokul yıllarımı anımsıyorum, Tuncay Özinel'in sahneye koyup, başrolünü ve babamın da oynadığı, Edward Albee'nin bir tiyatro klasiği olan " Hayvanat Bahçesi " isimli oyununu Kadıköy Halk Eğitim merkezinde üç kişi seyretmişti. Tuncay Özinel ve babam bu yüksek değerli sanat eseri ile anılmazken daha sonraki yıllarda Özinel'in sıradan bir TV programı ile ünlü olması, Türkiye'deki sanat anlayışının ve tiyatro algısının bir yansımasıdır. Bunu bizzat yaşadım ve gördüm.
Babanızın bunca yıllık tiyatro ve sinema emeğinin karşılığını maddi ve manevi olarak aldığını düşünüyor musunuz?
Hepimiz görüyoruz ama fark etmemiz gerekir. Gerçek sanatın yerini popüler kitle beğenisi ve onun zanaatçıları aldığı için yorumu sizlere bırakıyorum. Teşekkür ederim.
Söyleşimiz yaklaşık üç saat sürdü. Tiyatro ve sinemanın geçmişine giderek ve bu değerli sanatçıdan çok şey öğrendik. Daha sonra Güler Ailesine teşekkür ederek evlerinden ayrıldık. Sevgi ve zarafetin merdivenlerinden indik. Küçük bahçe kapısını aralayarak sahil yoluna doğru yavaş adımlarla yürümeye başladık. Orhan Güler balkondan bize ve körfeze doğru bakıyordu. Görüşmek üzere el sallarken bu sahneye, az ilerde dalgalar alkışlarla vuruyordu sahile.
(Söyleşi: H.İhsan Sönmez)
H.İhsan Sönmez' e
mail atmak istiyorum...
Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.
|
|
H.İhsan Sönmez

 Orhan Güner
"Ayın Söyleşisi" Diğer Yazıları>



|