......
 
  Ana Sayfa
  Tiyatrolar
  Geleneksel
  Yazarlar
  Kulis
  Duyurular
  Festivaller
  Ödüller
  Oyun Eleştirileri
  Sahne İnsanları
  Tiyatro Eğitimi
  Tiyatro Kitaplığı
  Tiyatro Tekniği
  Tiyatoda Efekt
  Tiyatro Terimleri
  İnceleme- Tezler

e-posta

 
 "Size bir mesajım var."

diyorsanız...

 
 Reklam vermek isterseniz...

| Arşiv | Şehir Haritası| Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı |
# AYIN SÖYLEŞİSİ       
 
29 OCAK 2008
 
"Tiyatro yapmak gittikçe zorlaşıyor ama…"
 
    "Babamla Dans'ta farklı bir şey yaşıyoruz. Seyirci alkışlayacak enerjiyi bulamıyor sonunda. Alkış perdeden 30 saniye sonra geliyor. Ben de doğru bir şey yaptığımızı o zaman hissediyorum” diyor oyunun yönetmeni Nedim Saban. 15 senedir Tiyatrokare'yi ayakta tutan, her sene yeni oyunları izleyicileriyle buluşturan Saban, her ne kadar tiyatro yapmanın gittikçe zorlaştığını düşünse de, bu durumun kendisini daha da şahlandırdığını söylüyor…
 
Hizmetçiler ve Hortlaklar” oyunuyla 1000 yönetmen arsından 3. olarak burs kazandınız ve 1 sene boyunca ABD'deki tiyatrolarda yönetmen yardımcılığı yaptınız. Bu kadar büyük bir başarı göstermişken neden orada devam etmeyi düşünmediniz?
 
    BBu soruya iki çeşit yanıt vermek gerek. Biri idealist, diğeri gerçekçi. İdealist olarak, Robert Lisesi'nde bir solcu öğrenci olarak beyin göçüne karşı bir politika yürütüyordum. Amerika'ya yerleşmek tüm söylediklerimle çatışmak demek olurdu. Ülkeme yararlı olmak isteğim vardı. Ama on beş yıl geçtikten sonra anlıyorum ki, ülkemin benden yararlanma isteği pek yokmuş! Gerçekçi bir yanıt ise, tam burs kazandığım dönemde kriz patlamıştı ve Amerikan ekonomisi çökmüştü. Amerika'da genç ve yabancı bir yönetmenin iş bulması çok zordu. Türkiye'de ise özel televizyonlar kurulmuştu, yani iş imkanları daha fazlaydı.
 
Buraya döndükten sonra da Tiyatrokare'yi kurudunuz…
 
    Tiyatrokare'de 13 yıldır tutarlı bir biçimde perde açtık. Geniş bir repertuardan oyunlar seçebildik. Özel tiyatroların çoğu vodvillere kayarken, biz 13 yılda sadece 3 vodvil oynadık. Küçümsediğim için söylemiyorum. Değişik türleri denemenin keyfini yaşadığımız için söylüyorum. Tiyatrokare'de en büyük şansım Macide Tanır, Erol Keskin, Toron Karacaoğlu,Pekcan Koşar,Müşfik Kenter,Duygu Sağıroğlu, Sevim Çavdar, Metin Serezli, İlkay Saran, Tijen Par gibi ustalarla çalışabilmek oldu. Yine de düşünüyorum da, yapmak istediklerimin sadece yüzde onunu yapabilmişim. Meslektaşlarım arasında o kadar karamsarlık var ki, bir de tabii televizyona yetenek göçü var, tiyatro yapmak iyice zorlaştı ama bu durum beni daha da çok şahlandırıyor.
 
Türkiye'de ilk kez çocuk parklarında tiyatro yaparak oyunlarınızı sahnenin dışına taşıdınız. Yeni dönem içinde bu tür projeler üretmeyi düşünüyor musunuz?
 
    Sokaklarda tiyatro yapmak mı? Acaba sokaklarda özgürce yürüyebilecek miyiz? Kaldı ki, artık tiyatro salonlarında bile tiyatro yapmak imkansız hale geldi. Sokak tiyatrosu, sokak ruhunu yitirmemiş bir toplumda olur. Oysa bizde adam sendecilik türedi. Evlere kapandık. Düzenle kavgayı bile evde ediyoruz.
 
Biz başımıza iş açtık!
 
    Türk Tiyatrosu'nda ilk kez zihinsel engelli bireylere geniş kapsamlı yer ayıran Babamla Dans da ilklerinizden… Hatta bu ilkin içinde bir ilk daha var o da hologram efekt… Ne yazıktır ki, zihinsel engellilere hizmet etmesi beklenen vakıflardan bile destek göremedik.
Söylediğiniz gibi salt içeriğiyle değil, biçemiyle de bir ilke imza atıyor oyun. Cesur bir söylemi var. Tek kişilik oyunlar genellikle masrafsız oldukları için tercih edilirler. Biz başımıza iş açtık, masraf açtık. Hologram efektiyle, üç boyutlu bir çalışmaya imza attık. Seyirciyi sarstık. Oyunun İsrailli yazarı zihinsel engele niçin bu kadar takıldığımızı sordu, durumu yadırgadı. Oyunun dünyası içindeki karakterin bu kadar yalnız kalmasına şaşırdı. Oysa ne yazık ki, toplumumuzda, engelli vatandaşlar bu derece yalnızlar. Bir de iktidar koltuğunun engellerine takılanlar var tabi. Sular idaresinin müdürü de olabilir, muhalefet partisinin başkanı da olabilir, onların engelleri bizi aşıyor!
 
Oyunun orijinalinde de hologram efekt uygulaması bulunuyor mu? Yoksa sadece Tiyatrokare için mi geçerli bu uygulama?
 
    Oyunun orijinalinde hologram efekti yok. Her şey daha sade. Ben niye bu kadar emek verdim diye soracak olursanız, önce oyuncu, sonra yönetmen penceresinden baktım oyuna. Bir de 40 yaşından sonra, yaptığınız her işi daha dikkatli yapıyorsunuz, özeniyorsunuz nedense. Vaktin daraldığını mı hissediyorsunuz nedir. Ya da Türkiye'de tiyatro yapma koşullarının gittikçe zorlaştığını anlayınca, her oyun bir şükretme ritüeline dönüşüyor.
 
Genelde hüzünlenmeyi daha çok sinemalarda tercih ederiz. Tiyatroda ise gülmeyi severiz. Babamla Dans bu düşünceyi yıkacak gibi görünüyor…
 
    Hüzün ve neşe iç içe duygular. Ama Babamla Dans'ta farklı bir şey yaşıyoruz. Seyirci alkışlayacak enerjiyi bulamıyor sonunda. Alkış perdeden 30 saniye sonra geliyor. Ben de doğru bir şey yaptığımızı o zaman hissediyorum. Tiyatroda, ara alkıştan nefret ederim. Seyircinin konsantre olmadığının kanıtıdır benim için. En iyi oyun ise seyircinin alkışlamaya bile güç bulamadığı oyundur. Macide Tanır, O Neill'in Günden Geceye'de yaşamış benzer bir durumu.
 
Gülme kısmını ise 'Kim O'ya bıraktınız sanırım…
 
“Kim O” da çok duygusal. Güldüğünüz zaman içiniz geçiyor. Gülmemem gerekir diyorsunuz. Metin Serezli, çok farklı bir kompozisyon çiziyor. Üstün Akmen, bunun altını gözyaşlarını tutamadığını ifade ederek çizmiş. Gülmek, biraz karmaşık olunca, beni cezbediyor.
Ne yapsaydım yani?
 
Tiyatrokare'nin dışında bir de şehir tiyatrolarına oyun hazırlıyorsunuz. Oyunla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?
 
    Geçmişten Gelen Kadın, çağdaş Alman Tiyatrosu'nun güçlü kalemlerinden Roland Schimmelpfenning'in yazdığı çok çarpıcı bir oyun. Sibel Arslan Yeşilay çevirdi. 29 Ocak'tan itibaren Muhsin Ertuğrul Sahnesi Cep Tiyatrosunda başlayacak. Oyunda Taner Barlas, Hülya Karakaş, Sema Keçik, Ahhan Şener, Müge Çiçek rol alıyor. Oyun, 24 yıl sonra, eski sevgilisinin kapısını çalan ve ondan yarım kalan sevginin hesabını soran bir kadının öyküsünü anlatıyor. Şubat ayının biletleri bir günde bitti. Verimli bir çalışma oldu. Titiz bir çalışmaydı. Yine uzun bir masa başı ve oyuncularla her anı düşünme ve yorumlama üzerine geçen yoğun bir prova dönemi yaşadık. İtalyan sahne kalıplarını kırabildik, yeni biçim arayışlarına girdik. Sanırım seyirci değişik, özgün ve alternatif bir çalışma izlemenin keyfini yaşayacak.
 
15 senedir tiyatronuzu ayakta tutmaya çalışıyorsunuz ama bunu yaparken çok zorlandığınızı da itiraf ediyorsunuz. Bir dönem Dr. Stress ve şimdilerde de Tatlıcı Tombak… Günümüzde ek iş olmadan perde açmak artık imkansız bir hale mi geldi? Mutlaka bir yerlerden desteklemek mi gerekiyor?
 
    Ben gişe kaygısı olmadan iş yapmanın yine de imkansız olduğuna inanıyorum. Hangi sanatçı kimsenin izlemeyeceği bir oyuna imza atmak ister ki? Ayrıca özel tiyatro yapımcılığı başlı başına profesyonellik ve ticari zeka gerektirir. Matine saati, bilet fiyatınız, oyun tanıtım stratejiniz her şey önemlidir.
Fakat ticari baskılarla iş yapmak gerçekten zor. Ek bir mesleğiniz olmasının zevki buradan kaynaklanıyor. Dr. Stress'ten gelen maaşıma güvenerek, gişesi çok iyi olan ama kulisinde huzursuzluk olan bir oyunumu iptal ediverdim. Tatlıcı Tombak'a güvenerek Salı Ziyaretleri'ni repertuara aldım. Ama oyun gişe olarak da başarılı oldu. Bu yıl da, repertuar seçiminde aynı cesareti gösterdim.
Fakat bazı meslektaşlarım sabah altı buçukta tatlı kazanının başında olmamı küçümsüyorlar bazen. Ne yapsaydım yani? Kötü bir dizi setinde mi sabahlasaydım? Para için suratımı mı eskitseydim? Ya da barda, aslında ben o kanala karşıyım ama paranın gözü kör olsun mu deseydim?
 
Sizin gibi diğer tiyatro sahipleri de ayakta kalmak için bu kadar çaba sarf ederken tiyatrolar için yıkılma kararı alınmasına nasıl bakıyorsunuz?
 
    Geçen senenin olumlu bir yanı zorluklara karşı ortak bir direnç göstermemiz ve mücadeleyi kazanmamız oldu.Tiyatrokare, Atatürk Kültür Merkezi'nde hiç perde açmayacak belki, ama oranın kurtarılmasıyla birlikte, mesleki onurumuz kurtuldu. Türkiye'de sanatsal mücadelede birlik olma zamanı gelmiştir. Tiyatrolar yıkılmayacak, aksine yenileri açılacak birlik olursak. Bu arada 1976 yılında Şehir Tiyatrolarında bir seyirci birimi kurulmuştu. Ben 001 numaralı izleyici olarak kayıt olmuştum. Tam 32 yıl sonra, bu binada bir oyun sahnelemek ne kadar büyük bir mutluluk anlatamam! Üstelik o binanın önünde nöbetler tuttuk, sessiz eylemler yaptık, yürüyüşler düzenledik. Şimdi sanki bina sesimizi duydu. Geçmişten Gelen Bir Ruhla yarın izleyiciler gelecek, replikler uçuşacak ve perde…
 

 

Hande Üçkaleler ' e mail atmak istiyorum...

Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.


 

Hande Üçkaleler


       Hande Üçkaleler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Diğer Ayın Söyleşileri...>
 

[ Ana Sayfa | Tiyatrolar | Geleneksel | Kulis | Duyurular | Festivaller | Ödüller | Oyun Eleştrileri ]
[ Sahne İnsanları | Tiyatro Eğitimi | Tiyatro Kitaplığı | Tiyatroda Efekt | Tiyatro Terimleri | İnceleme - Tezler ]
[ Arşiv | Şehir Haritası | Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı ]

Copyright © 1997 Bu site bir e-tasarım yapımıdır.
e-posta