# AYIN OYUNU (Geniş Tanıtım)
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları
Civan Canova
Kıyamet Suları
Yöneten: Turgay Kantürk
Dekor Tasarımı: Ayçın Tar
Kostüm Tasarımı: Gönül Sipahioğlu
Müzik: Tolga Cebi
Işık: Enver Başar
Dramaturg: Şafak Özen
Oynayanlar:
Baba: Mete Ayhan
Kapıcı: Haki Kuş
Teyze: Savran Perk
Adam: Murat Danacı
Anne: Özlem Akdoğan
Kadın: Özlem Baykara
Hayırdır?...
Geçtiğimiz günlerde iki mektup aldım.
Birinci mektup Turgay' dan. Hayata hitaben yazılmış bir dilekçenin altını imzalamıştık birlikte. Biri yetmedi, ikincisini imzalamaya çalışıyoruz şimdilerde. İlk dilekçenin adı “Ful Yaprakları” ydı. Yerine ulaştı sanırım. İkincisinin başlığı “Kıyamet Suları”. Umarım kaderi ismine benzemez .
Turgay' ın mektubunu anlatmak istemiyorum burada. Zaten mektup açık. İsteyen okuyabilir. Beni ağlattığını, düşündürdüğünü ve kendisini “imza” komşuluğunun ötesinde bir yerlere buyur ettiğini söylemekle yetinmek istiyorum.
Ben, ne yazık ki, hayatı ve mektupları duygularımla okumaya alışmışım. Deşifre uzmanlığını başkalarına bırakıyorum bir zahmet.
Bu nedenle, oyunlarım hakkında da dip notlar düzmeyi sevmiyorum. Parantez içlerini izleyenler doldursun istiyorum.
Ha, bir tek şunu eklemek istiyorum Turgay' ın mektubuna, “masumiyetin bireysel bir gereklilik olduğu günler daha güzel olmalı hepimiz için.”
İkinci mektup ise kendimden geldi. On küsur yıl önce yazılmış. En az on yaş daha gençmişim o mektubu hayali bir kuşun paçasına tutuşturup, kime yolladığımı bilmeden gökyüzüne uçurduğumda. Öylesine...
“Eskişehir'de mektubun var” dediler. Koştum aldım. Demek ki oraya düşürmüş sarsak güvercin.
On küsur yıl geçmiş ha?!..
Oysa her on yıl, onlarca yepyeni kıyamet yaşatıyor hepimize. Ben de eksik kalmadım tabi. Taptaze kıyametler ekledim kendi kişisel arşivime. Neyse ki, her enkazın üzerine, karınca inadıyla, yeni yeni güzellikler inşa edebiliyoruz.
Kendime yolladığım mektubu da anlatmayacağım burada.
Sadece alt metinde “gizli” ibaresi ile yollanmış, çok özel bölümü paylaşmak istiyorum sizlerle. “Özeldir” diyor ama neyse.
Hayatının hiçbir evresinde “güzel adam asan ressam” durumuna düşme. Sadece infazları gör ve resmet o kadar. Sevgilerimle, Civan.
Ps: Tabi hala yaşıyorsan.
Ee bu yetti bana. “Kıyamet Suları” adlı mektup ve dilekçenin gerisini sizler çözün. Dedim ya, ben deşifre özürlüyüm. Bu nedenle de yorum yapamıyorum.
Sevgili Civan,
Sana bu ilk mektubum, ama son olur mu bilmiyorum...! Senin büyük bir öngörüyle 17 Ağustos'u da işaret ettiğin bu oyun 1995 tarihini taşıyordu. Ben çalışmaya başladığımdaysa yıl 2005'ti; yani aradan yaklaşık 10 yıl geçmiş sen yazalı. Eskişehir'e seyirciyle buluştuğundaysa 2006'nın ilk günleri olacak.
Günümüz insanının çaresizlikten oyun oynadığına tanık olduk ikimiz de. Yakın gelecekteki kıyametin de oyuna daha bir zorlayacağını biliyoruz insanlığı. En küçük toplumsal birim de bundan payını alacak, tüm bireylerle birlikte.
Uzak bir geleceği daha da yakınlaştıran bu öncül çarpışmalar, bir hesaplaşmayı, bir parçalanmışlığı beraberinde getiriyor. Kaçınılmaz son için yeni nedenler ve yeni 'şey'ler aramayalım diyorsun sanki; belki de ben diyorum. Bilmem hangimiz konuşuyor, çoğu zaman ayıramıyorum! Olsun! İkimizin de 'güzel resimler yapan cellatlar' olmadığımızı biliyorum ya, bu bana yetiyor...
Kıyametin güzel bir resmini çekmeyi denemeden edemedim yine de. Olası bir kıyametten önce, kimliklerimizi sorgulayan bir oyuna dönüştürmeye çalıştım yazdıklarını. Kimi yerlerini bozdum da. Üstelik bunu ilk kez de yapmıyorum! Ama yaz boz değil midir yaşam?
Yakın bir geleceği öngörmek istedim ve başka bir zamanda soluk alıp vermelerine çalıştım yazdığın kişiliklerin. Yazıyla eylem arasındaki fark en çok sahnelemede duyumsatır kendini, biliyorsun. Kıyameti ve kendi kıyametlerimizi her gün yaşadığımız bu toplumda, biraz da geleceği imlemeye özen gösterdim. Her şeyin gizinin çözüldüğünü, ama evrenin hala büyük bir giz olduğu unutmadan, insanın kıyametini göstermeye çalıştım.
İlkel toplumların ölüm-kalım zihniyetleri bugün daha da şiddetle duyumsatıyor kendini, yaşadığımız çağ anlık kıyametlere gebe. Savaş ve şiddet her an kapımızdayken, kıyameti gökte aramanın hiç mi hiç anlamı yok bana kalırsa.
Suçsuzluğun nerdeyse erdem olmaktan çıktığı bu noktadan yazdığını düşündüm hep. Hepimiz gibi sen de suçlusun yazdıklarınla. Ben de bu suça ortak olmak istedim yalnızca. Üstelik suç ortaklarını sevgiyle çoğaltarak...
Yeni bir oyunda karşılaşıncaya kadar kendine iyi bak...
Gözlerinden öperim...
Turgay Kantürk
Ocak 2006
Tiyatro Hakkında Genel Bilgi:
Müdürlük: Bağlar geçidi Hal Sokak No:10 - 12
T. 0 222 33572271
Tepebaşı Sahnesi: Haller Gençlik Merkezi Tiyatro Salonu
T. 0 220 3304500
www.eskisehirbld.gov.tr/sehirtiyatrolari
sehirtiyatrolari@eskisehir-bld.gov.tr
Oyunun Eleştrisi... (Yaşam Kaya)
|