Geçtiğimiz tiyatro sezonunda yapmış olduğum “İstanbul Söyleşi Turu”mda, Berlin’e döneceğimin son gününde, Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde “Leyla’nın Evi” adlı müzikal oyunu seyrettim...
Osmanlıca'da sıklıkla kullanılan ama günümüzde pek rağbet edilmeyen bir
sözcük var: Lafzî. Lafzi T.D.K.' nın önerisi ile “adcıl” sözcüğü ile
karşılanmış. Batı dillerinde “nominal” denilen aslında önemli
yöntembilimsel ve felsefi bir kavramdır...
Amber Onat Gregory ile yazın Londra tanıştığımda bana Türkiye’de planladığı heyecan verici çalışmalarından söz etmişti. Eylül’de Türkiye’ye geldiğinde ilk önce Ortaca Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi’ne giderek, yaşları beş ve otuz beş yaş arasında olan engelli kişilerle tiyatro alanında çalışmalarına başladı...
Tiyatronun, sanatın önemli insanlarından Sayın Ömer Şahinbaş; Genel Koordinatörlüğünü üstlendiği “Direklerarası Tiyatro Seyircileri” ile birlikte bu sezondan itibaren özellikle bu yönde sorulara cevaplar aramaya devam ediyor. Önemli bir görevi daha yerine getirmek için kolları sıvayarak önemli bir adım daha atmış oluyor böylece...
İzmir Yenikapı Tiyatrosunun sahnelediği, Peter Weiss’ın yazdığı ve Orçun
MASATÇI’nın yönettiği İSYAN isimli oyunu izlemek üzere Mersin Kongre
Merkezi’nin yolunu tuttum...
İsmine bakıp da bir anlam veremediğiniz, ne bekleyeceğinizi bilmeden girip de, gördüğünüze şaşırıp, o enerjiyi, emeği ve heyecanı ayakta alkışlamak istediğiniz türden bir oyun ‘Sidikli Kasabası Müzikali’. İnsanın yazarken de düşünürken de, ‘neresinden başlasam’ diye tereddüt ettiği, benimse yazmak için bu kadar heyecan duyduğum nadir yapımlardan...
Hacettepe Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Ardından Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı bölümünde yüksek lisans çalışmalarını tamamladı.
Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü’nden 1986’da mezun olduktan
sonraki bir yıl boyunca Beklan Algan ve Ayla Algan tarafından, İstanbul
Belediyesi Şehir Tiyatroları bünyesinde kurulan, Tiyatro Araştırmaları
Laboratuarı’nda eğitimine devam etti...
Demeyeceğim ve I. Dünya Savaşı’nın, 20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan birincisi olup dünya milletlerinin çoğunun yer aldığı ve de 1914’ten 1918’e kadar süren küresel bir askeri çatışma olduğunu söyleyeceğim...
Gerici kafaların sanatla meşgul olduklarında ister edebi bir eser ister eleştiri yazısı olsun, ortaya genellikler ucube eserler çıkartmaları bilinmedik, alışılmadık bir şey değil. Sanat tarihi bu türden on binlerce örneklerle doludur ama bu örnekleri isim isim vermek bugüne dek bu isimler kalıcı olamadıklarından mümkün değildir...
Daha önce dilimize ‘Buruk Ezgi’ olarak çevrilen Vaclev Havel’in‘Largo Desolato’ adlı oyunu Ekip Tiyatrosu tarafından Ekim ayından bu yana İstanbul’un çeşitli sahnelerinde sergileniyor...
Dario Fo, İtalyan Commedia dell'Arte kültüründen yola çıkarak kendine has çağdaş bir tiyatro düzeni kuran İtalyan oyun yazarı, oyuncusu ve yönetmeni… Onun en önemli özelliği bana göre; radikal aydın kesimle, çalışan üreten halk arasında bir köprü olması ve İtalyan tiyatrosunda kendine ayrı bir yer edinmesidir...
Saat on iki, final sahnesi... Işıklar gittikçe azalır, perde kapanır,
seyirci alkışlar ve oyun biter. Oyuncular soyunma odalarına giderler,
makyajlarını temizler ve tiyatrodan ayrılırlar. Seyirci, gecenin içinde
dağılır. Fakat tiyatral deneyim denilen şey bitmez, henüz başlamıştır...
Yaşamak ya da ölmek… Hangisi daha zor? Amacı olmadan yaşayabilir mi insan? Niye sımsıkı tutunur hayata? Nasıl vareder kendini? Kenter Tiyatrosu bu yıl ilk kez Türkiye’de sahnelenen “Ölümüne” adlı oyunla yaşama dair bir çok soru soruyor bize...
Kent Oyuncuları, yeni sezonda çarpıcı bir metin ve göz dolduran Yıldız
Kenter farkıyla sahnelerimizdeydi… Tiyatronun yüzyıllardır erkek
tekelinde oluşunu sorgulamak amacıyla, William Shakespeare’in Kral Lear
oyununu kadınlar prodüksiyonu şeklinde sahneleyecek olan bir tiyatro
topluluğu tarafından, iyi bir oyuncu olan seksen bir yaşındaki Jane’e
Kral Lear rolü verilir...
Düşünün bir gün bir adam gelip kurumuş çayın üzerine bir köprü kursa ve
geçenden de geçmeyenden de para alsa… Sizin yolunuz da o köprüye düşse
ne yaparsınız?..
Tiyatro festivalinde Dot Tiyatrosu’ nun prodüksiyonu ’Hikayeci’ adlı
oyun sadece Dot Tiyatrosu’ nun genel anlamda sergilediği oyunların
dışında bir oyun olmasıyla değil; festivaldeki oyunların da dışında bir
temsil olmasıyla dikkat çekti. Oyunu Murat Daltaban sahneye koydu...
Tarih; tarihçinin geçmişte yaşamış olan başkasını okuyarak yaptığı bir bilimdir, yani “tarih” geçmişte halin bitişiğinde bir insan bilimidir. Nedensellik analizinde daima bilimin temelinde yatan soyutlama işlemi bulunur...
Sanırım mesele biraz açıklığa kavuştu.Bu yazıyı bu yıl 7.si düzenlenen LİMBYA köyündeki tiyatro festivalinde Carlos adlı(şahin örgelin yazdığı) oyunumuzu sahneledikten sonra yaptım.İlk kez geçen yıl Profesyonel adlı(duşan kovaçeviçin yazdığı) oyunla katılmıştık bu festivale bu yıl 2. kez katıldık Carlos adlı oyunumuzla, Çatalköy Belediye Tiyatro SU olarak.Ben 1974 de oniki yaşımda ayrıldım (Güney Kıbrıstan) limasoldan...
Eğer Asya’yı Avrupa’ya bağlayan o vadedilmiş topraklarda gözünüzü açtıysanız hayat sadece nefes alıp vermek değil. 13 yaşında çocuklar cinsel tacize uğrayabilir, masum bir lise öğrencisi boğazı kesilerek öldürülebilir ya da yolda yürürken sizi sadece "obje" olarak gören biri saldırabilir...
Bir Oyun Eleştrisi yazmak. Nelere dikkat edilmeli. Nasıl yazılmalı. Sizce Eleştri nasıl olmalı.... Tiyatronline Bu ay Yeni Forum konusu ELEŞTİRİ YAZMAK. Bu konuda görüşlerinizi bekliyoruz... Görüşleriniz bize ve Eleştirmenlere yol gösterecek. Yazdıklarınız Site de Tiyatronuz veya kişisel görüşünüz olarak yayınlanacak.... Katkılarınızı bekliyoruz...
Tiyatro oyuncusunun, yönetmeninin, tasarımcısının, teknik elemanının, hatta yazarının itildiği ucuz ve niteliksiz tv ve sahne yapımlarında, hem moral, hem de ekonomik anlamda sömürülmelerini önleyebilmek için…
Tiyatronun ve tiyatrocuların sıkıntıları hepinizin malumu; tiyatro
binalarının yıkılmasından mı bahsedelim, maddi sorunlardan mı,
gericilerin saldırılarından mı yoksa. Tiyatro can çekişiyor, yok öldü
lakırdıları arasında yeni oluşumların çiçek gibi gün yüzüne çıkması
sevindirici oluyor. Bunlardan biri “Ekip Tiyatrosu” adıyla kuruluşunu
aşağıdaki cümlelerle şöyle açıklıyor:..
Yedi Aralık akşamı Müjdat Gezen Tiyatrosu’ndaydım. Salon hıncahınç dolu.
Oturacak yer yok adeta. Herkeste bir neşe, bir heyecan, ayrı bir
mutluluk. Salonun ışıklarının kapanmasını bekliyoruz. Konuşmalar yavaş
yavaş bitiyor...
İstanbul Devlet Tiyatroları'nın prömiyerini Ekim 2009’da
gerçekleştirdiği, Behiç Ak’ın yazdığı Serpil Tamur’un yönettiği, hem
oyuncularına hem de izleyiciye zengin deneysel olanaklar sunma iddiasını
taşıyan bir oyun “İki Çarpı İki”...
İşlerimin yoğunluğu nedeniyle “Anılar” adlı oyunla ilgili yazamadım bir
türlü. Hazır değinmişken, ufak bir parantez açmak isterim: Oyunda,
Yahudi propagandası yapıldı diyerek bir takım çevreler, seyirciler
tarafından yaygara kopartılmak istendi...
Metin’lerinin oluşumu Burak da özellikle olmasa bile geç yada geçiktirilmiş olarak karşımıza çıkmıştır. Yazma, bekletme,asma, yeniden düzenleme,montaj ve yeniden,yeniden yarat’ı aşamalarında yeni montajın tamamlanması aynı zaman da metnin son şeklini alışınında habercisi olmuş bu nedenle de metinler geç oluşmuştur...
Çağdaş tiyatro rejisi, metne ihaneti salık verir, artık rejisör metnin
sadık uygulayıcısı olmaktan vazgeçmelidir. Seyirci, oyunu izlerken
kendisini bir metnin sayfalarını çeviriyor gibi değil de kapılarını
yazarın açtığı bir dünyada rejisörün hayal gücü klavuzluğunda adımlıyor
gibi hissetmelidir.
Ne idüğü belirsiz bir mesele bu aslında. Dramaturgların bile dramaturgun
ne olduğu konusunda ortak bir görüşleri olmadığını düşünecek olursak ve
kelimenin kökenine inip kazı yaparak çıkartılan tanımlamaları bir
tarafa bırakırsak ve bugün dramaturgun nasıl bir işlevi olması
gerektiğini değerlendirmeye çalışırsak...
Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nda Müdür olarak üçüncü yılın içindeyim. Zamanın bu kadar çabuk geçtiğinin farkına bile varamadım. Öyle yoğun, öyle hızlı, öyle çok çalışıyoruz ki bunu düşünecek anımız dahi olmadı. Olmuyor…
Sahne önünde neler oluyor, bunu hepimiz az çok biliyoruz. En basit haliyle, perde açılıyor ve oyun başlıyor… Peki, ya sahne arkası? Oyuncular ne zaman geliyor? Neler yapıyor? Oyuna nasıl hazırlanıyor? Bunları hiç merak ettiniz mi?..
"Kerbelâ" olayını, tarihçiler yeterince aydınlatıcı bilgi-lerle
yorumlamamışlardır. Hep bir mez-hep kavgası olarak geçiştirmişlerdir.
Bana kalırsa,"Kerbelâ" olayı, İslam tarihinin en trajik olayıdır ve
mez-hep görüntüsünün altında bir katliam yatmaktadır...
Türkiye’de Türkçe haricinde deneysel tiyatro yapan bir kaç tiyatro grubundan biri olan Destar Tiyatro’nun kürtçe sahnelenen “Disko 5 no’lu” adlı yeni oyunu; Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan işkence gerçeğini tüm yönleriyle ele alıyor...
İlk kitabı “Çağdaş Tiyatro ve Dramaturgi” den bu yana bütün kitaplarını edinip vakit geçirmeden okuduğum Esen Çamurdan, geçen yılın sonlarında gene kışkırtan bir kitapla, “Gülmenin Oyunsu Özgürlüğü” adlı çalışmasıyla kuramsal tiyatro kitaplığımıza zenginlik kattı...
Polonya’da bir oyun yönetmek için Modrzejewskiej Tiyatrosu’nun Genel
Sanat Yönetmeni Jacek Glomb tarafından Legnica’ya davet edildiğimde çok
mutlu oldum. Öyle ya, Polonya tiyatrosu büyük teorisyenleri ve
sanatçılarıyla oldukça önemli bir tiyatro. Daveti hemen kabul ettim...
2007 – 2011 >> 1.2.3.4. ve 5. Kısadanhisse Kısa film Festivali,
1.2.3.4. ve 5. Genç Sahne Tiyatro Günleri ve 1. ve 2.Genç Müzik
Festivali gibi etkinliklerin Genel Koordinatörlüğünü yapmıştır...
Yin ve Yang üzerine kurulmuş olan ve Çin’in en eski yazılı belgesi kabul edilen I Ching (Değişimler Kitabı) değişimi çizgisel bir gelişim değil de bir döngü olarak tanımlar, değişimin ve dönüşümün evrensel örneklerini betimler, üretken ve uyumlu bir yaşam sürdürebilmek için uygulanabilir bir felsefe sunar...
Oyunun ilgi çekici tarafı çok komik,çok trajik,çok olağanüstü olanı değil de olabildiğince sıradan olanı anlatmasında yatıyor.Aslında hepimizin hayatında olan basit şeyleri nasıl da hayatımızın merkezi haline getirip kendi kendimize nasıl yükler yüklediğimizi,kendimize farkında bile olmadan nasıl kumpaslar kurduğumuzu gösteriyor...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları bu sezon Bulgar asıllı ünlü yazar Stanislav Stratiev’in oyunlarından “Otobüs”ü repertuarına dâhil etti. Oyunda yöneten sınıfının ne tür oyunlarla ve bu oyunların yanı sıra ne çeşit baskı yöntemleriyle yönetilen halk kesimini alt ettiği, bilinçlerin nasıl yok edildiği, nasıl susturulup sindirildiği işlenmektedir...
Kenter Tiyatrosu'nun Sahnelediği Pulitzer ödüllü Oyun "ÇÖZÜM" Acil Çözüm Bekliyor... Prof. David Auburn'un tek tiyatro oyunu değil,Skyscraper ,Fifth Planet, Miss You adlı oyunları da var...
Müjdat Gezen Sanat Merkezi Geleneksel Türk Tiyatrosu Yüksek Lisans mezun oldu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Halk Eğitim + Pedogojik Formasyon eğitimi aldı...
Özel tiyatro alanındaki yaratıcılar, tüm olanaklarını zorlayarak yeni bir oyun oluşturmak için geceli-gündüzlü çalışıyorlar. Ancak, gelin görün ki yeni bir oyun üretmek, artık çok pahalı...
Eleştiri nedir, eleştirmen kimdir, gibi modası geçmiş, yanıtları çoktan
verilmiş sorular üzerinde durmadan tiyatro eleştirisinin anatomisini
çizmeye çalışacağız. Ancak bunu yaparken de zorunlu olarak eleştirmenin
kimliği sorununa da zaman zaman girmek zorunda olduğumun bilincindeyim...
Devlet Tiyatrosu ’ndan zaten emekliye ayrılmıştım. Bu haldeyken şehir
tiyatrolarının başına gelmem teklif edildiğinde açıkçası bir tereddüt
yaşamadım değil tam emekliliği seçmiş durumdayken yeniden bir kurum
tiyatrosuna dönüş yerinde bir karar olur mu diye sarsılmadım...
Bundan birkaç ay önce, yine DT üzerinden yaratılan bir "saptırma-kurgu-yönlendirme" sürecinde, tiyatro çevrelerinin önde gelen isimleri, "Devlet Tiyatroları’nı kapatmak, kültürel cinayettir!" anafikrinde birleştiler (bkz. alıntılar). Bu cinayet mecazından gidersek diyebiliriz ki, "Birileri cinayet işlemeye niyetli/kararlı!" ise, bir tetikçi mutlaka bulunur, bulunmalıdır, bilirsiniz...
Eskiden (gençliğimizde ; bundan yirmi-otuz yıl önce) olsa “-Türkiye nereeeee , Hindistan nere ?” derdik…Ancak çok zenginlerimiz turistik amaçla , kendini arayan bazı hippi ve gezgin fakir çocuklar da sırt çantaları ile oraya giderlerdi , duyardık…..
Tiyatromuzda mülteci sorununu ilk kez ele alan Cenk Gündoğdu’nun Radyonun İçindekiler’i ilk oyun olarak akılda kalan gerçekçiliğiyle son derece başarılı. Küreselleşmenin yok saydığı değerleri, kanayan Ortadoğu’yu, odaklandığı insanla gerilimi yüksek, çatışması yoğun ve bir o kadar da çarpıcı gelişmelere gebe...
Semaver Kumpanya'nın yeni sezonun, yeni oyunu; “Chamaco”yu izledim
geçtiğimiz hafta. Yalnızlık , parasızlık (ekonomik farklılıklar) ve
çaresizliğin, insanları içine soktuğu kaotik ve çarpık durumları, sert
bir uslüple işleyen oyunu Küba'nın genç ve yetenekli(?) yazarlarından
Abel Gonzalez Melo kaleme almış...
Anadolu ve Karadeniz Teknik Üniversitesinde İşletme eğitimi gördü. 1993
yılından beri çeşitli radyo ve tv’lerde program yapımcısı, sunucu ve
yönetici olarak çalıştı. Ada dergisinin editörlüğünü yapıyor...
Aydın Belediyesi Şehir Tiyatroları olarak, bu sezon sahnelediğimiz Aziz Nesin’in "Hadi Öldürsene Canikom" adlı yapıtını 5 Ocak Perşembe akşamı Kuyucak Belediyesi nin davetlisi olarak, belediye tarafından yaptırılan yeni kültür merkezi salonunda, Kuyucak halkı ile buluşturduk...
Müzikal; işemenin paraya bağlandığı, işemek için parası olmayanların hapislerde çürüdüğü ve ‘ Sidikli ’ ye gönderildiği hayali bir kasabayı anlatıyor. Çevre kirliliğinin, su sorununun ve yönetimler tarafından uygulanan halkı ezen politikaların, politika-patronlar arasındaki çıkar ilişkilerinin, neşeyle işlendiği bir oyun var karşımızda. Bu durum metne, aktarım açısından oldukça önemli bir avantaj sağlıyor. Sahnede, evrensel bir yetişkin masalını eğlenerek izliyoruz...
Fascination melodisini ıslıkla çalarak sahne arkasında çıkar, sahnenin ortasına doğru ilerler. Gelir masanın önünde durur. Şöyle bir masaya bakar. Avare bir tavrı vardır. Yavaş yavaş hiç acele etmeden. Gülümser. Çocukları selamlar. Ceketini çıkarır, üstünü başını silkeler. Parmak uçları açık siyah eldivenlerini ellerine geçirir...
Şimdiye dek birçok tiyatro oyununa, Haydn’ın bir senfonisine, operaya,
baleye, filmlere konu alan Hürrem Sultan, bu kez Kemal Başar’ın
Polonya’nın Legnica kentinde sahneye koyduğu Aşk-ı Hürrem’e konu oldu...
İnsanlık sanat kavramını, işin, eylemin kendisi zannediyor. Oysa, sanat
bir işin özenle yapılması için gösterilen sorumluluğun felsefesidir.
Yemek pişirme sanatı dediğimiz zaman, sıradan yemek pişirmeden farklı
bir tutumun ifadesini anlıyoruz...
"… Yok edilmesi gereken Yahudiler, - erkekler ve kadınlar, ayrı ayrı -,
olabildiğince sakin, krematoryuma götürülürlerdi. Soyunma odasında
görevli olan tutuklular onlara, kendi dillerinde, yıkanacaklarını ve
bitlerinin ayıklanacağını; sonradan çabuk bulabilmek için giysilerini
düzgün katlayıp belirli bir yere koymalarını söylerdi…
Yönetmenin oyun seçimlerini şekillendiren farklı etkenlerden söz etmek mümkünse de, son sözü çoğu zaman yönetmen söyler. Dolayısıyla, bir yönetmenin repertuarı, onun sanatsal duruşunu yorumlamanın en sağlıklı yollarından birini sunar bize...
Ankara’nın varoşlarında bir mahalle arası. Kalabalık sesler ve çok katlı gecekondular içinde yeşil gölgeler. Etrafta esrar satan çocuklar, araba patlatan gençler ve erkeklere dair bilfiil cümleler. Bu kalabalığın tam ortasında ve bu kalabalığın çok uzağında yer alır Devlet Tiyatrosu’nun Altındağ Sahnesi...
Atina festivallerin sırasında kente gelen yabancılar, ilk andan itibaren festival havasını soluyabiliyordu. Kentin her yanında sokakta ve antik tiyatrolarda oyunlar düzenleniyordu. Tiyatroya karşıt duruş sergileyen kabileler dahi tiyatro ile bir süreliğine iç içe yaşıyordu...
Yıl 2004, Londra’da yaşadığım yıllar. Edinburgh Uluslararası Tiyatro Festivali’ne katılmanın heyecanı içinde oyundan oyuna koşturuyorum. ‘İn Yer Face’ tiyatro akımı üzerine, yenilikçi onlarca oyunla tanışarak ilk kez büyük bir festivalde yer almanın önemini hissediyorum...
“Muhsin Ertuğrul sadece bir tiyatro sahnesi değil; tiyatro tarihimizin en önemli bir köşe taşı, 100 yıllık tarihi bir eser” dedik. Yürüyüşler düzenledik, protestolar yaptık, bilgilendirme konferansları, basın bültenleri düzenledik. Geceleri mumlarla Muhsin Ertuğrul’un önünde nöbet tuttuk. Kamuoyuna uyarılarda bulunduk.
AKM’nin yaklaşık dört yıldır bir hayalet bina olarak işlevsizleştirilmesini sağlayan AKP hükümeti, sendikalar ve emek örgütlerinden gelen baskılar ile binayı yenileme çalışmalarına başlıyor. Fakat hükümet devletin bütçesinden pay ayırmadığı için sponsor Sabancı grubu olacak…”...
Yıllardır bize demediği kalmamıştır, ama keyifle okuruz onu. Lafını
esirgemez, fazlaca alaycıdır, ama gazetede yazılarını gördüğüm zaman
okumadan edemem. Bu kişi, köşesinde yıllardır pek çok konuda kalem
oynatmış Selahattin Duman’dan başkası değil. Kafamdaki soru işaretleri
yüzünden, Dumanaltı Aşklar oyununa büyük bir önyargıyla yaklaşmıştım
açıkçası...
1972’ de
Erzurum’da doğdu. Atatürk Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans mezun 2011, Atatürk Üni. Güzel Sanatlar Fak Sahne Sanatları, Dramatik Yazarlık Bölüm Anadolu Üni. Açık Öğretim Fak. Ev Ekonomisi Bölümü mezun 1995. oldu.