• ANA SAYFA
  • TİYATROLAR
  • SAHNELER
  • FESTİVAL
  • ÖDÜL
  • EĞİTİM
  • YAZARLAR
  • OYUNLAR
  • SÖZLÜK
  • GELENEKSEL
21 Mayıs Pazartesi
İçerik Gönder!
Üye Ol
Şifremi Unuttum

Arkadaşınıza Gönderin

Sadece TiyatrOnline'da yayınlanan bu haberi arkadaşınıza göndererek bilgilendirebilirsiniz, sadece aşağıdaki formu doldurup göndere tıklamanız yeterli.

Adınız
Gönderilecek E-Posta
Kategori: Oyun Eleştrisi
Tüm Yazarlar
Annemin Cesareti - İstanbul Devlet Tiyatrosu
   "… Yok edilmesi gereken Yahudiler, - erkekler ve kadınlar, ayrı ayrı -, olabildiğince sakin, krematoryuma götürülürlerdi. Soyunma odasında görevli olan tutuklular onlara, kendi dillerinde, yıkanacaklarını ve bitlerinin ayıklanacağını; sonradan çabuk bulabilmek için giysilerini düzgün katlayıp belirli bir yere koymalarını söylerdi…
Okunma Sayısı: 291 14-01-2011 10:33

 

     TEKİLCİLİK VE ÖTEKİ'LEŞTİRMENİN ACI ÖYKÜSÜ "ANNEMİN CESARETİ"...
 
     Soyunduktan sonra Yahudiler, duşları ve su borularıyla hamam gibi görünen gaz odasına götürülürlerdi… Kapıdaki gözden, püskürtme deliğine en yakın olanların, nasıl hemen öldüğü gözlenirdi. Üçte biri anında ölürdü. Ötekiler debelenmeye, bağırmaya başlar, soluk almaya çalışırlardı… Yirmi dakika sonra kıpırdayan kimse kalmazdı… özel tim, cesetlerin altın dişlerini söker, kadınların saçlarını keserdi. Sonra cesetler, asansörle, önceden ısıtılmış olan fırınlara getirilirlerdi. Cesedin yanması da bedenin yapısıyla ilgiliydi. Genelde yirmi dakika sürerdi…"**
 
     Rudolf Höss, Auschwitz Kampı Komutanı

 
    II. Dünya Savaşı'nda Polonya'nın işgalinden sonra eski bir kışlanın yerine kurulan Auschwitz Toplama ve Yok Etme Kampı, bugün hala insanlık tarihinin uygarlaşma (!) sürecinde kapkara bir leke olarak durur. Kampta 3,5 yıl görev (!) yapan Rudolf Höss'ün anıları insanın kanını donduracak nitelikteki bir vahşetin nasıl sıradanlaşarak günlük yaşamın bir parçası haline dönüştüğünü gösterir. Öyle ki, bir yandan kampta çeşitli hastalıklardan ölmüş çocukların cesetlerini yok ederken, öte yandan tavşanlar getirerek kendi çocuklarını sevindiriyor Höss; bir yandan iş gücünden yararlanılacak tutukluların hayatta kalabilmek için kaç kaloriye ihtiyaçlarının olduğu hesabını yapıp onlara günde bir kesme şekeri uygun görürken, öte yandan çocuklarına çikolata götürüyor; bir yandan en küçük bit itaatsizlik sonucu tutukluların boyunlarını kırıverirken, öte yandan ailesiyle hafta sonları balık avlamaya gidebiliyor. Vahşet ve gündelik yaşam!.."Benim de kalbim var, ben de insanım. Ben de ötekiler gibi görevini yerine getirten bir insandım, akşamları arkadaşlarımla bira içer, şarkılar söylerdim." diyerek aslında gerçekten de bir psikopat olmadığını; nasıl ki bir bahçıvanın, çiçeklerinin boy verip güzelleşmesi için ayrık otlarını temizlemek görevi ise Höss de tüm yapıp ettiklerinin kendisinden beklenen bir görev olduğunu belirtiyor; "ayrık otlarını temizleme görevi". İşte insanı delirten tarafı tam da burası; vahşetin sıradanlaşarak, sistematik biçimde işlemeye devam etmesi!
 
    Batı'nın yüzlerce yıldır kendini öteki üzerinden varetme çabası, tekilci bir anlayışla herkesi kendine benzetme isteği, Auschwitz gerçeğiyle son boyutuna ulaşarak kendinden olmayanı yok etmeye vardırıyor işi.
 
    Yahudi bir kimliğe sahip olmasından ötürü; farklı olmanın, öteki'leştirilmenin acı gerçeğini tüm yaşamı boyunca hisseden George Tabori, bu kez kendi öz yaşamından, en yakını olan annesinin başından geçen gerçek bir olaydan yola çıkarak kurguluyor oyununu.
 
    Nesrin Kazankaya'nın çevirip yönettiği "Annemin Cesareti" adlı oyunda olaylar 1944 yılında Nazilerce işgal edilen Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de geçer. George Tabori'nin annesi, epilepsi hastası olan kız kardeşine iskambil oynamaya gitmek için sokağa çıktığında, iki yaşlı polis tarafından tutuklanıp, Yahudi olduğu gerekçesiyle Auschwitz Toplama ve Yok Etme Kampı'na gönderilmek üzere tren garına götürülür. Hayvan vagonlarına balık istifi doldurulan binlerce Yahudi'den biridir ve sonunda küçük bir cesaret ve şans gereği kurtulan tek kişi olacaktır.
 
    Nesrin Kazankaya, anlatıya dayalı kurgulanan oyunu, epik bir tavır ve metaforik anlatım tarzıyla görsel bir zenginlik ve dansın soyut diliyle sunmayı seçmiş. Bu da oyunu Devlet Tiyatroları'nda klasikleşen sahneleme estetiğinin ötesinde daha çağcıl bir estetiğe taşımış. Dekor tasarımındaki pratik, sade ve bir o kadar da işlevsel olan, sahnenin üç duvarını kaplayan sürgülü kapılar ve Üsküdar Tekel Sahnesi'nin depodan bozma çerçevesiz sahnesi oyuna gerçekçi bir mekân atmosferi katarak geniş bir anlatım olanağı tanımış. Işık ve dansın ahengi de soyut çağrışımlarla oyuna renk katan önemli öğelerden elbette. Ancak kimi danslarda vurgulanması gereken Nazizmin tektipleştirici özelliği biraz göz ardı edilse de genç bir kadrodan oluşan dansçıların oyun boyunca sergiledikleri genel performansını kutlamak gerek.
 
    Başrolde Serpil Tamur, geride bıraktığı onca yılın tecrübesini, tüm oyun boyunca koruduğu iç ritmi ve devinimindeki tutarlılıkla ustaca sergilerken, Oğul-Alman Subay rolündeki Ozan Ayhan ise Oğul ve Alman Subay arasındaki rol değişimini net olarak çizebilmesine karşın, Oğul tipinde aynı zamanda bir Anlatıcı olması dolayısıyla daha nötr olmalı, tabir yerindeyse "rol yapmamalıydı". Ancak unutmadan eklemek gerekir ki, özellikle Ozan Ayhan, Alman Subay'ın oyunun finalinde yer alan tiradındaki, kendisine karakter olma niteliği katan, genelden koparak, üzerindeki üniformaya rağmen birey olabilmesini sağlayan iç aksiyonu başarıyla yansıtması alkışa değerdi doğrusu.
 
    Kazankaya'nın rejisi sanki biraz aceleye getirilmiş ve biraz daha zamana ihtiyacı olan erken doğmuş bir oyun izlenimini uyandırsa da zaman içinde kendini toparlayacaktır diye umuyorum.
 
    Toplama kamplarına ilişkin bugüne dek görsel ve işitsel algımız, bir takım film, oyun, imge ve anlatılarla doldurularak kim bilir belki de olaya uzaklaşmamız ve böylece vahşeti kanıksamamız sağlandı. Ancak Tabori'nin "Annemin Cesareti" adlı oyunu bu sözü edilen Toplama Kampı imgesinden çok uzakta bir anlayışla kaleme alınmış. Nesrin Kazankaya, Tabori'nin metnindeki nüansları dikkatle fark edip, rejisinde insana dair en küçük normlar üzerinden giderek vahşetin nasıl bir insansızlaşmaya yol açtığını, hiç de yeri değilken espriyle yaklaşarak farklı bir bakış açısı geliştirmiş.
 
    Kendisine karşıt olanı veya benzemeyeni kendisine dönüştüren, dönüştüremediğini yok eden tekilci bir faşist sistemi kınamak ve postmodernlerin farklı olanın uyumunu savunduğu çoğulcu anlayışıyla alkışlamak için izlenmesi gereken bir oyun.
 

12.ŞUBAT.2010
Etiketler: annemin cesareti  istanbul Devlet Tiyatrosu  
YAZARIN DİĞER YAZILARI
KULLANICI YORUMLARI
Tüm Yorumlar
Yorum Ekle
Kuralları Okudum Kabul Ediyorum
Bu habere hiç yorum yapılmamış. İlk yapan siz olun etkileşimi arttırın.
Tamer Temel
...

Hakkında
İlgili Oyun
Annemin Cesareti

EN ÇOK OKUNAN YAZILARI
Annemin Cesareti - İstanbul Devlet Tiyatrosu..
Reklam
Künye
iletişim
www.tiyatronline.com
Copyright © 1997-2010 Tiyatronline.com Bu sitedeki hiçbir bilgi kaynak gösterilmeksizin ve izinsiz kullanılamaz.