Ne idüğü belirsiz bir mesele bu aslında. Dramaturgların bile dramaturgun
ne olduğu konusunda ortak bir görüşleri olmadığını düşünecek olursak ve
kelimenin kökenine inip kazı yaparak çıkartılan tanımlamaları bir
tarafa bırakırsak ve bugün dramaturgun nasıl bir işlevi olması
gerektiğini değerlendirmeye çalışırsak...
Okunma Sayısı: 22304-10-2010 19:00
Nedir Bu Dramaturg Denilen
Ne idüğü belirsiz bir mesele bu aslında. Dramaturgların bile dramaturgun ne olduğu konusunda ortak bir görüşleri olmadığını düşünecek olursak ve kelimenin kökenine inip kazı yaparak çıkartılan tanımlamaları bir tarafa bırakırsak ve bugün dramaturgun nasıl bir işlevi olması gerektiğini değerlendirmeye çalışırsak belki daha sağlıklı bir sonuca ulaşmamız mümkün olur. Benim bu konuda söyleyeceklerim genel bir tanımlama çabasının tamamen dışında, benim düşüncelerim, benim dramaturgluktan ne anladığım olarak değerlendirilmelidir. Yoksa bu yazının amacı “dramaturg:”'ye devrim yaratacak ve “ah demek buymuş “ dedirtecek bir açılım elde etmek değil. Bu bağlamda dramaturg sanatçı mıdır, dramaturji bilim midir tartışmaları da bu yazının konusunun tamamen dışında kalıyor.
Bugün Türkiye'de yönetmenlerin çoğunun dramaturg kullanmadığı ortada. Demek ki dramaturga duyulan zorunlu bir ihtiyaçtan söz etmek de mümkün değil. Yani dramaturg olmadan da tavanı taşırız. Nedir bu tavan. Altında süslü sütunların olduğu bu sütunların tiyatronun parçalarına tekabül ettiği bir yapı düşünelim. Bir mimara ihtiyaç var ki ortada bir yapı olabilsin. Bu yapıyı diğerlerinden farklı kılan da o mimarın yaratıcılığı. Ancak bu yaratıcılığın olabilitesinin çeşitli açmazları var. Nedir bu örneğin: Mimar ince süslemeli sütunların binayı çok güzel kılacağını düşünebilir. Bu noktada ince sülemeli sütunlar yapabilirsiniz ve bu sütunlar yapıyı taşımayacağı için bina yıkılır. Bu noktada mühendisin devreye girip “ince işlemeler çok güzel ama isterseniz bunları 10 cm.lik sütunlara yerleştirelim, yoksa tavanı taşımazlar “ demesi gerekir, ki ne mimar yaratıcılığından ödün vermiş ya da bu yaratıcılığa müdahale edilmiş olur ne de bina yıkılır. Sadece bu yaratıcı ve estetik fikir olası hale getirilir.
Buradan “ben on cm.lik sütun gerektiğini biliyorum” diyen yönetmenleri duyabiliyorum ve de inanın aksini iddia ediyor değilim. Ancak hem zaman kazanmak, hem de yaratıcılığın angaryalarıyla uğraşmamak adına pratik bir çözüm olduğunu söylüyorum dramaturg kullanmanın yönetmenler için. Bizde nasıl kullanıldığını bir tarafa bırakacak olursak, dramaturgun işlevi de bu aslında. Yaratmak, yeni bir bakış belirlemek, bir amaç ortaya koymak değil yönetmenin belirlediği amaca, bakış açısına, yaratmak istediklerine ulaşması adına “nasıl”larla boğuşmak.-Ki yönetmen açık alanını koruyabilsin. Bence ayakları yere basmayan yönetmenlere ihtiyacımız var. Bırakın ayakları yere basmasın, o fikirlerin nasıl olası kılınabileceğiyle başkaları uğraşsın. Aksi bir durum yaratıcılığın daha başlamadan sınırlandırılması demek.
Ödenekli tiyatrolarda dramaturg olduğunu biliyoruz, broşürlerde, oyun künyelerinde dramaturg adına rastlıyoruz. Ben ödenekli tiyatroda olmadığım için onların nasıl çalıştığı ve ne yaptığı konusunda ancak kulaktan dolma bilgiye sahibim ki bu nedenle de yazının başında belirttiğim gibi sözlerim genelleme yapmak adına kullanılmamalı ve herkes -her dramaturg- için geçerli bir tanım elde etmeyi amaçladığım düşünülmemelidir.
İşin daha başında bir dramaturg olarak bu benim değerlendirmem. Takdiri okuyucuya kalmış...