Devlet Tiyatrosu ’ndan zaten emekliye ayrılmıştım. Bu haldeyken şehir
tiyatrolarının başına gelmem teklif edildiğinde açıkçası bir tereddüt
yaşamadım değil tam emekliliği seçmiş durumdayken yeniden bir kurum
tiyatrosuna dönüş yerinde bir karar olur mu diye sarsılmadım...
Okunma Sayısı: 59830-05-2011 19:31
İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSU GENEL SANAT YÖNETMENİ AYŞENİL ŞAMLIOĞLU İLE SÖYLEYİŞİ..
REŞİT ARSLAN: Çok uzun soluklu Devlet Tiyatrosu serüveninden sonra iki yıldır Darülbedayi ’nin başındasınız. Bu geçişle birlikte son iki sezon şehir tiyatroları ve Ayşenil Şamlıoğlu?
AYŞENİL ŞAMLIOĞLU: Devlet Tiyatrosu ’ndan zaten emekliye ayrılmıştım. Bu haldeyken şehir tiyatrolarının başına gelmem teklif edildiğinde açıkçası bir tereddüt yaşamadım değil tam emekliliği seçmiş durumdayken yeniden bir kurum tiyatrosuna dönüş yerinde bir karar olur mu diye sarsılmadım değil ama galiba bir noktadan sonra eğer bu da bir misyonsa ki hepimizin zaman zaman bu riskleri göze alıp kendimizden vazgeçip yada kendi taleplerimizi bir kenara bırakıp tiyatro adına bir şeyler yapmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bu tür idari görevlerin, kişinin kendi yaratıcılığını bir kenara koyup, başkalarının yapması için çalıştığı alanlar olarak görüyorum. Kendini var etmek değil tiyatroyu ve tiyatrocuları var etmek için çalışacağım yerdir burası.
Dolayısıyla sanatçı kimliğin böyle bir yere talip olması yada böyle bir yerde durması beni hep rahatsız etmiştir kendi adıma düşündüğüm zaman. Kendi payıma yaratıcılığımdan vazgeçmeyi kabul edilemez bulmuşumdur. Galiba emekliye ayrılmamla birlikte gelen böyle bir teklif bir noktadan sonra bana şunu dedirte bildi sen zaten tiyatral anlamda yaratıdan bir yere kadar uzaklaşmış durumdaydın şimdi belkide idari anlamda durmanın zamanı gelmiştir bunu dememek var çünkü her ne kadar bir kurumun bünyesinde olmadan yönetmenlik yapabilecek yada sahneye çıkıp oynayabilecek durumda olsamda büyük ölçüde uzaklaşma kararı almaktır aslında emekliliğe ayrılmak. Özelliklede yaş haddi dolmadan. Ben gidiyorum diyorsanız bu yolda radikal bir adım atmış olursunuz. Belkide radikal bu adımın sonrasında geldiği içindir ki bu öneri kabul edilebilir geldi bana biraz düşündükten sonra. Ve bir yerde de belirtiğim gibi bu da türk tiyatrosunda yol aldıysam ben bu ülkede yetiştimde yol aldım. O zaman bana verilen emeği geri ödemenin yollarından bi tanesi de bu görevi kabul etmekti.
Benim için tiyatronun her zaman merkez tiyatrosu, taşra tiyatrosu, küçük sahne, büyük sahne, tecrübeli oyuncu tecrübesiz oyuncu gibi kavramların hiç bi tanesini tanımayan biri oldu. Tiyatro tiyatrodur, sahne sahnedir, oyuncu oyuncudur hep böyle yaklaşmışımdır. Böyle oluncada Devlet Tiyatrosunda yetişmiş olmama rağmen şehir tiyatrosunda yöneticilik yapmak bana yadırgayıcı gelmedi. Çünkü tiyatronun devleti şehiri yoktur, bütündür. Zor olan şey bir kurum tiyatrosunda sanatın dışındaki bürokratik kuralların her türlü bağlayıcılığı altında hala daha yaratıcılığı sürdürüyor olmak, zorluk burda. Bu DT ’de de ŞT ’de de var. DT kendi yasasıyla yönetildiği için göreceli olarak daha özgür adımlar atabiliyor.
Oysa ŞT hazırlanmış olan bir yönetmelik tarafından idare ediliyor. Dolayısıyla bağlılık ve bağımlılığı daha yoğun yaşıyor. Özellikle de alımlar konusunda yani burda bağlılık ve bağımlılıktan kastım repartuar anlamında değil elbette. Tiyatronun bütçesi belediyenin genel bütçesi içerisinde olmasından dolayı kurum alacağınınz her şeyde ve atacağınız her adımda zorluklarla karşılaşıyorsunuz. Belediyenin bütün alımlarıyla birlikte aynı katagori içinde yer alıyorsunuz. Tiyatronun istemlerinin farklılığıyla diğer bürokratik alanların istemlerinin farklılığı düşünülünce bunun yol açabileceği zorluklarda anlaşılabilir. Dolayısıyla zamana karşı yarışarak koşarken her yerde olduğu gibi bürokrasinin sizi geciktirmesi söz konusu olabiliyor yaşadığımız en temel sıkıntı bu. Tabiki bunların aşılabilmesi içinde yeni düzenlemelere ihtiyaç var.
Yasaların yenilenmesi için DT ’nin de bizim tiyatronunda çaba göstermesi gerekiyor. Tabi ki sanat kurumlarının daha özerk olmaları gerekir. Bir tiyatro yasası oluşturularak bu farklı isterlere sahip olan kamu kurumlarının ki belediye ve devlet tiyatroları değil bugün artık başka kentlerde de yetkin tiyatroların olması bu yasayı daha zorunlu hale getiriyor.
R.A: Yani, kurumların mevcut yönetiliş biçimlerinin özerkliğinin az olduğunu belirtiyorsunuz. Devlet olsun, belediye olsun siyasi erkin buna ne kadar izin vereceği ve yeniden yapılanma aşamasında kurumlara söz konusu özerkliği vermesi hususunda samimi olacaklarına inanıyor musunuz ?
A.Ş: İnanmak istiyorum. Bu kurumların misyonu farklı. Biz bu kurumları kapatalım yada özelleştirelim gibi bir düşünceye hiç kimselerin girmemesi gerekir. Bir çok ülkede de benzer modelleri görmek mümkündür, bu bir kültür sanat hizmetidir bunu da devlette belediyede vermek zorundadır. Bir dönem kültür bakanlığı, DT, Tobav ’ında yanyana gelmesiyle yeni yasa çalışmaları yapılmıştı. Bu çalışmalara yurt dışından bir çok insanda gelmişti. Bu gelen konuklarda kendi modelleriyle ilgili kendi fikirlerini aktarmışlardı. Ben o dönem çok umutluydum. Biz değişik zamanlar pozitif adımlar atıyoruz ama devamı gelmiyor, takip etmiyoruz. Bunun ardında istikrarlı bir şekilde durmamız, takipçisi olmamız gerekiyor. Her ne olursa olsun yeni yasanın çıkması zorunluluk.
R.A: Şehrin tiyatrosu ne demek?
A.Ş: İstanbul kentinin insanın, dünyayla temasında farkındalığını geliştiren tiyatrodur. Ben hep öyle görmüşümdür ben kendi farkındalığımın gelişimini şehir tiyatrosuna borçluyum. İstanbulda yetiştiğim sürece ki burda devlet tiyatrosu yoktu, şehir tiyatrosunda oyun seyrederek büyüdüm. Ve istanbul şehrinin tüyatrosu olarak görmüşümdür ve bu şehrin halkına dokunan, değiştiren ve dönüştüren tiyatro olmuştur. Bende de etkisi çok büyüktür.
R.A: Romeo Juliet ve Corıolanus gibi dünya klasiklerinden Keşanlı Ali Destanı, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz gibi türk klasiklerine Gizli Oturum gibi felsefik oyunlardan Dullar, Kadınlar Hayattır Memattır Kadınlar gibi kadın oyunlarına Maskeliler, Mefisto ve Arzunun Onda Dokuzu gibi savaşın vahşi yüzünü gözümüze sokan, yelpazesi geniş bir repertuar politikasını nasıl belirliyorsunuz ?
A.Ş: Çok geniş bir yelpazede hareket etmek zorundasınız. Bu şehrin tiyatrosu ise eğer repertuarında bütün seyirciye hitap etmek zorunda. Onlara ulaşacak oyunları oynamak durumunda. Bunun içinde dünyanın gündemini takip eden, yakalayan oyunları oynamalı. En önemlisi de bu oyunların her birinin gerçekten nitelikli ve seyirciyede iyi sunulması gerekir, sadece metnin iyi olması yeterli değildir. Böyle bakmaya başladığınızda repertuar kendisini ortaya koyuyor zaten.hem dünya gündemi hem türkiye gündemi hem yakın hem uzak çevremizle hem de evrensel olanla buluşmak ve seyircisini yetiştirmek ve özel olan seyircisine ulaşmak üzerine bir repertuar peşinde oldum. Hiç bir zaman yüksek gişe kaygısına yer vermedim, o zaman böyle bir gişe kaygısı olursa tiyatro sanatı olmaz. Siz bir hizmet getiriyorsunuz. Bu hizmetin içinde öyle uç bir noktada seyretmeye başlarsınız ki o uç nokta seyircinizin geneline ulaşaşacak nokta değildir.
O yabancı gelecektir, hatta rahatsız bile edebilir ama bu haliyle o dille buluşmasını sağlayabilirsiniz. Şu örneği hep veririm. DT kurulduğu yıllarda seyircisine çok ağır ve DT’nin ciddi yüzüyle yargılanmasına yol açacak oyunları istikrarlı bir şekilde oynamasaydı hatta bazı oyunlarında –bilinen anektoddur- Cüneyt Gökçer’in Büyük Tiyatro’ya gelip 700 kişilik salonda 50 seyirciye oynayan oyuncuları karşısına alıp ‘çok önemli bir görev yapmakta olduklarını, büyük bir başarıya imza attıklarını, seyircinin azlığının motivasyonlarını düşürmemesi gerektiğini anlatmıştır. Siz bugün 50 kişiye oynayacaksınız ki yarın benzer işlerle bütün salona ulaşacaksınız dediği yapı bir İbsen’dir. O gün siz İbsen’e anlaşılmaz diye seyirci bulamazken bugün İbsen herhangi bir yazara döndüyse bu sizin verdiğiniz emekle gerçekleşmiştir. Onun içindirki o günün farklı gelen diliyle bugünün farklı gelen dili arasında şüphesiz fark var.
Bugünde bazı işler,bazı yazarlar bizim seyircimize daha uzak gelip seyirci sayısının düşmesine yol açacaktır. Ama seyirci sayısı düşük diye ben ‘Bakhalar’ gibi bir oyuna repertuarımda yer vermezsem tiyatro sanatına ihanet etmiş olurum.
R.A: Sanatın evrenselliğine bağlı kalmak kaydıyla; yabancı rejisörler getirilirken hangi hassasiyetleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
A.Ş: Bence her sezon bir hatta iki yabancı yönetmenin gelmesi gerekiyor. Çünkü bugün evrensel olan dile ulaşabilmek için başka kültürlerle,başka dillerle temasınızın sağlanması gerekir. Oyuncularınızı,seyircilerinizi beraber alıpta avrupada tiyatro merkezlerine götüremeyeceğinize göre, ordan birinin buraya gelmesi, oyun çalışması hem tiyatronun sanatçısı, tekniği hem de çıkan ürünle seyircisi başka bir dille temas etmiş oluyor. Böylece çoğalıyoruz. Bu o kadar önemlidir ki, Avrupada insanlar birbirleriyle paslaşarak, bu konularda protokoller imzalayarak birbirlerine yönetmen yollayarak çoğalıp, zenginleşiyorlar. Biz AB’ye girmekten söz edip, Avrupalı olmaktan konuşanlar olarak bizde yönetmenmi yokda dışarıdan geliyorlar diyenleri akıl tutulması diye belirtebilirim. Hayretler içerisinde kalıyorum. Bunlar tiyatro sanatını bilen birilerinin ağzından çıkmaması gereken cümleler.
R.A: Aslında bu alışverişin keyfinden DT de yararlanırdı ancak uzun zamandır seyrelen bir grafik görüyoruz. Fakat uluslararası festivallerle bu açık kapatılıyor.
A.Ş: Elbette DT düzenlediği uluslar arası festivallerle çok önemli bir misyonu yerine getiriyor. Bu paylaşımları daha çoğaltmalıyız. Her alanda globalleşerek bütün olmaya çalışırken sanat söz konusu olunca uzak duramayız. Komünizimden çok korkan bir coğrafyanın insanlarının tiyatro söz konusu olunca bu kadar komünist kesilmesi benim çok asabımı bozuyor. Sanatta eşitlik olmaz. Burası büyük bir yarışma alanıdır. Eğer bu yarışmayı en başta kendinle bile yapacaksın yoksa kendini,sanatını geliştirmek bir durum söz konusu olamaz.
R.A: Bütün tartışmaları bir kenara koyup, ödüller?
A.Ş: Şehir Tiyatroları 22 dalda aday olduğu zaman, ne kadar başarılılar demek zor geldi insanlara sanırım. Öyle bir sezondan çıktık ki gerçekten a dan z ye herkes büyük emekler verdi. Bu emeğin, bu işi yapanlar tarafından görülmemesine olanak yok. Çok zorlu bir sezonu çok zorlu oyunlarla yaşadık. Hatta delilik boyutundaydı fakat bu tiyatro her zorluğun altından kalktı. Bir mucize yarattılar. Hepsine büyük saygı duyuyorum. Bu kadar büyük bir emeğin karşında gelen sonuçlarda doğaldır. Birileri bana şunu söyleyebilmeli: Nedir bir çok dalda aday gösterilen oyun ‘Tehlikeli İlişkiler’ Sahne üzeri er meydanı,yaptığınız iş orda durur. Herkesin nefesinin kesildiği oyun karşısında biraz daha dikkatli davranmak durumundayız. ’Dünyanın Ortasında Bir Yer’ dışarıda gittiği her yerde büyük ilgi çekiyor burdada hayranlık uyandırıyor. Bu iki oyunumuzla bir çok dalda başarı gelmesi asla yadsınmamalıdır.
R.A: İki sezondur ilk defa oyun sahneleyen rejisörler görüyoruz. Bu tasarruf cesur olmakla beraber önemli risklerde taşıyor olsa gerek. Sonuçları itibariylede neler söylemek istersiniz?
A.Ş: İlk kez reji yapanların sayısı zaten üç kişi.Üçüde 2010 projesidir. Bu arkadaşlarımızın yerine başkaları da yetkin projeler getirmiş olsaydı onlarıda kabul ederdik. Bu konuda her fikre açık olduğum bilinir. Bunların içerisinde reji vereceğiniz zaman size nasıl bir projeyle geliyor, reji üzerinde neler düşünüyor, neler sunuyor. Bunlara bakıyorsunuz, bunlara bakmadan gel reji yap deme durumunda değilsiniz. Getirilen projenin tiyatro için artı bir değer katacağına inanırsanız teslim edersiniz işi. Nitekim de bu tür işler geldi. Bunların içinde daha genç yönetmen olupta çok fazla tecrübesi olmayan, örneğin Yiğit Sertdemir. Dışarıda tecrübesi olan biridir kurumdaki tecrübesi göreceli olarak daha azdır ancak daha çok desteklenmesi gerekir. Elimde yetki olsa bu ve bunun gibi arkadaşlarımı yurtdışına yollardım. Yetişmeleri açısından doğru buluyorum.
R.A: Çağdaş Gösteri Sanatları Merkezi faaliyetlari hakkıında bilgi verir misiniz?
A.Ş: Tiyatro Araştırma Labaratuar’ının devamı niteliğinde olan bir yapı olup benzeri nitelikleri taşıyan merkezin sorumluluğuna Emra Koyuncuoğlu nu getirdik. Çok güzel çalışmalar yapıyor. Öylesine iyi bir noktaya geldik ki yapılan Workshoplarla adeta ücretsiz yüksek lisans eğitimi açtık. Bu merkez bünyesinde Fransa Kültür Bakanlığı, Fransız Kültür ve aramızda yapılan ilk protokoller sonucunda Paris Konservatuar’ından çok değerli hocaların atölye çalışmaları olacak. Bu da beni heyecanlandırıyor.
R.A: Şehrin dokusu, belleği,lezzetiydi Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi. Tüm itirazlarımıza rağmen yıkıldı ve de yerine şu anda içinde bulunduğumuz yeni bina yapıldı. Siz aynı zamanda mimarlık okumuş birisi olarak hangi binada nefes almak isterdiniz.
A.Ş: Ben nostaljiyi seviyorum tabi. Kentin belleği binalarla anılıyor onun içindir ki batıya baktığım zaman çok özeniyorum. Bütün eski yapıların korunmasıyla gittiğin zaman Berlin’de imparatorluk başkentini görebiliyorsun. İstanbul bütün yapılarıyla korunsaydı sadece içi modernizasyona tabi tutulup dışı korunsaydı daha nefes alıcı olurdu. Tüm yaşanan erezyona rağmen İstanbul çok güzel bir şehir. Kültürel mirasa sahip çıkabilseydik bir masal şehrinde yaşıyor olabilirdik.
R.A: Kanal İstanbul’da yaşamak varken !!!!
R.A: Üçüncü ölüm yıl dönümünde AKM ?
A.Ş: Offf !Önünde ardında noldu bilmiyorum bildiğim şu binaya kepçeler vuruluncaya kadar faaliyet devam ederdi. Nasıl olduda bina boşaltıdı anlamış değilim. Son güne kadar temsillerin devam etmesi gerekiyordu. Siz eğer bir binayı boşaltırsanız onu ölüme terk etmiş olursunuz. Dolayısıyla şimdi gerçekten yıkılacak hale geldi. Yazık çok yazık. İçim acıyor. Bu aşamadan sonra bir tek dileğim var.AKM’yi artık restore etmek kurtarmayacak. İstanbula yakışan ve amaca hizmet eden Sidney Operası gibi bir bina yapılır. Ayasofya Müzesi’yle Topkapı Sarayı’yla bilinen İstanbul opera binasıylada bilinsin.
R.A: Hiç birimizin yapılacak yeniliklere bir itirazı olmasa gerek. Ancak bu işler birilerinin öyle iki günde ve alaturka halde ben yapıyorum demesiyle olmaz. AKM’nin yerine yeni bir kültür merkezi inşaa edilecekse bunun planı projesini önümüze koymaları gerekir. Öyle değil mi ?
A.Ş: Elbette. En çılgın proje olurdu.
R.A: İki yılın şehir tiyatrosu yoğunluğu, çeşitli dizi ve sinema projeleri, Altona Mahpusları, Gayri Resmi Hürrem, Pazartesi Perşembe, Eşek Arıları, Ölüler Konuşmak İster, Süleyman Ve Öbürsüler, Ben Feuerbach. Yeni reji ne zaman ?
A.Ş: Bilmiyorum önümüzdeki mayıs için hayal kuruyorum.
R.A: Hayalin adı ne ?
A.Ş: Nietzsche,Dürrenmatt yapmak istiyorum ama bugün itibariyle herhalde Nazım Hikmet’in Kadınların Savaşı eseri kafamda öncelik kazanmış proje olarak duruyor.
R.A: Dün tükürenlerin bugünlerde yıkamadığı ve bizi biz eden amansız sevdamız; tiyatronun,resmin, heykelin, müziğin, dansın dolu dolu olduğu güzel günler olsun hepimize. Teşekkürler..