Bir Oyun Eleştrisi yazmak. Nelere dikkat edilmeli. Nasıl yazılmalı. Sizce Eleştri nasıl olmalı.
Bir Oyun Eleştrisi yazmak. Nelere dikkat edilmeli. Nasıl yazılmalı. Sizce Eleştri nasıl olmalı.... Tiyatronline Bu ay Yeni Forum konusu ELEŞTİRİ YAZMAK. Bu konuda görüşlerinizi bekliyoruz... Görüşleriniz bize ve Eleştirmenlere yol gösterecek. Yazdıklarınız Site de Tiyatronuz veya kişisel görüşünüz olarak yayınlanacak.... Katkılarınızı bekliyoruz...
Okunma Sayısı: 66114-02-2012 00:57
Bir Oyun Eleştrisi yazmak.
Nelere dikkat edilmeli.
Nasıl yazılmalı.
Sizce Eleştri nasıl olmalı....
Tiyatronline Bu ay Yeni Forum konusu ELEŞTİRİ YAZMAK.
Bu konuda görüşlerinizi bekliyoruz...
Görüşleriniz bize ve Eleştirmenlere yol gösterecek.
Yazdıklarınız Site de Tiyatronuz veya kişisel görüşünüz olarak yayınlanacak....
Eleştiricinin her şeyden önce mesleğinde bir edebiyat ve sanat meraklısı bir profesör edasıyla yola çıkmaktansa amatör ruhunu kaybetmeyen inançlarını ve kendi şahsi çıkarlarını ve düşüncelerini benliğinin üstünde tutabilecek sağlam bir yaratılışa sahip olmasını gerektirir.
Bu ilkeleri bir araya getirdiği zaman, kendini her türlü güdümlü akımlardan o günün çeşitli eğilimlerinden ve yoz siyasi anlayışının baskılarından koruyabilir.
Eleştirici olması gereken, siyasi düşüncesini bir kenara bırakıp, tiyatronun repertuarından, yola çıkarak sırasıyla, eserin sahneye konuluş biçimini ve oynanış şeklini, oyunun ve oyuncunun seyirci üzerindeki etkisini de içine ele alarak değerlendirebilir.
Öyle muhalif gruplar vardır ki sahnelediği eserde seyircinin en kaba duygularını kamçılayarak tiyatrosunu ayakta tutar ve öncelikle dürtülerin getirileriyle kazancını düşünür hale gelmiştir. Camiamızı o kadar büyük! Zanneden Bazı gruplar fark edilmediklerini düşünerek hırsızlığı sanatının vazgeçilmezi haline getirip, başkalarının eserlerinden,
Konu ve parçalar almakta sakınca görmezler.
Bir başka tiyatro idaresi sanatı sadece para kazanmak diye alır ve Bunun için ellerinden geleni yaparlar. Bazı yöneticiler eserin sahibine saygı göstermeyi anlamsız bir ödev addederek, yabancı mizansenleri internet üzerinden araklayarak, günümüze aktarmayı başarı sayarlar veya bir eseri özel kaygılarla sahneye koyar Sanat dışı abesle iştigal ne kadar yol varsa başarı için mubahtır diyerek bu yollara girmekten çekinmezler.
Tiyatroların emekçileri bazı oyuncular öncelik amacının alkış olduğunu ama alkışı alabilmek için kendi ustalıklarını özenle sergileyerek Eseri vasıta olarak görüp başarıyı elde ederler. Bazı oyuncular ise eserin büyüklüğünde kendi kabiliyetsizliğini Gizleyerek başarı elde ederler.
İşin doğrusu eser sahibini ve yönetmenleri kenara koyarsak, oyuncuların eleştirmeciden bekledikleri müsamaha değil alın terlerinin karşılığıdır. Sert fakat yerinde tenkit sanat oyuncuyu incitmez. Öte yandan oyuncu lüzumsuz övülür ve iddiası olmayan bir eser için yaldızlı bir aferin alırsa işte o zaman oyuncuya en büyük fenalığı yapmış olursunuz.
Gün gelir oyuncu başka bir eserde yaralanır, gülünç duruma düşer.
Eleştirici bütün bu aksaklıkları halkın yanlış tiyatro anlayışlarına sürükleme tehlikesini önleyebilmek için çok önemli bir organ olduğunu bilerek, sanatla esnaflığı ayırt etmek zorundadır. Eleştirici günümüzde kendini üstün bir varlık olarak gören Eser sahiplerine göre kısır, kıskanç ve kabiliyetsiz, Tiyatro idarecisine göre davetiye ile satın alınabilecek bir yazar, Yöneticiler için teknik bilgisi noksan bir ukala, Oyuncular gözünde ise hoş tutulursa dost, gönlü edilmezse çıkarcı bir düşman, Seyirci ise eleştiricinin yazdıkları kendi düşüncesine uyuyorsa bilgili ve zevk sahibi değilse sadece ukala bir laf ebesi olarak görülür.
Bütün bunları düşünerek zorlu bir yola çıkan eleştirici sanat çevresi ve türk tiyatrosu için vazgeçilmez bir varlık olduğunu unutmamalıdır. Ama ne acıdır ki, günümüzde sıradan bir magazinci ve dedikodu yazarları kadar değerleri yoktur.
Genel olarak eleştirici bugün için hak ettiği değeri alamıyor olsa da Tiyatromuzun yarınlara sağlam basabilmesi için doğru bildiğinden ve hedefinden sapmaması gerekir. Tiyatromuzun vazgeçilmezi Eleştiriciler günümüz yazılı basın patronları tarafından, tiraj korkusu nedeniyle gazetelerinin önemli köşelerini sanat eleştirmeni sıfatıyla magazin farelerinin abuk sabuk dedikodularına bırakmışlardır. Eleştiricilerimiz geçmişte olduğu gibi hak ettiği yerleri gelişen ve büyüyen tiyatrolarımızın sayesinde hak ettiği köşelerinde yerlerini alacaklardır.. O gün gelene kadar dedikodu ve magazin sınıfına dahil edilmedikleri için onur ve gurur duymaları gerekir.
Mehmet Tahir ikiler
Başkent tiyatroları
Genel sanat yönetmeni
-------------------------------------------------
Tiyatro eleştirisine öznel bir bakış
Konu tiyatro eleştirmek olunca, -diğer sanat dallarına göre değerlendirilmesi gereken çok fazla kritere sahip olduğundan- eleştiri yapmanın ne denli karmaşıklaştığının farkındayım. Elbette herhangi bir yapıtı (resim, edebiyat, müzik vs.) eleştirmekten farklıdır tiyatro yapıtını eleştirmek. Çünkü tiyatro kendi içinde çoklu yapıların bir ürünü olarak ortaya çıkar. Öncelikle yazarın oluşturduğu metin, sonrasında yönetmenin kendi görüşünü ya da izleyiciye iletmek istediği fikri metinle birleştirmesi ve onun üzerine oyuncunun yorumu, bunu yanında tüm bunları besleyen -görsel ve işitsel olarak ortam kuran- ışık, ses, müzik, dekor ve kostüm gibi etkenler, salt metinle karşılaştırdığımızda iletiyi başkalaştırır. Doğal olarak böyle bir yapı içerisinde eleştirmenden bir bütünü görmesi, değerlendirmesi ve onu eleştirmesi beklenir. Böyle düşünüldüğünde ise tiyatro eleştirmeninin üzerindeki ağır yükü fark etmemek mümkün değil.
Aslına bakarsak bir oyunun izlenme sürecinde bir eleştirmen veya bir izleyici arasında çıkış noktasında hiçbir farklılık yoktur. İkisi de izledikleri oyun üzerine aynı derecede duyusal ve/veya düşünsel bir etkileşim yaşarken, onlara sunulan dünyayı kendi bakış açılarıyla yorumlarlar. Yaşadıkları etkileşim kişi kim olursa olsun onun yaşanmışlığıyla, eğitim seviyesiyle, öznel fikirleriyle, hayata bakışıyla birebir örtüşmektedir. Eleştirmenin izleyiciden ayrıldığı nokta ise oyunun bitiş anından itibaren başlar. Aslında öncelikle hem iyi bir tiyatro İzleyicisi hem de eleştirmen, oyunun sunduğu iletiyi, yapıtın tüm biçimsel ve/veya sözel özelliklerine dayanarak kendine ne kadar ulaştığına bakar. Eleştirmenin izlediği yapıt üzerinde bütünün iletisinin başarısını tartışmaya başladığı noktada artık izleyiciden ayrılır. Bu süreçte oyundaki sözel veya görsel göstergeleri, simgeleri bir bütünlük içerisinde okumaya, dolayısıyla oyun içindeki sürecin izleyiciye doğru aktarılıp aktarılmadığını değerlendirmeye başlar.
Yapılan eleştiri ister yazar, ister yönetmen, ister oyuncu, ya da oyunu oluşturan diğer etmenler için yapılmış olsun (dekor, ışık, ses, müzik, kostüm vs.) bir bütün göz önüne alınarak değerlendirilir ve sonuçlandırılır. Zaten bir tiyatro oyununda saydığımız bu etmenler, tek başlarına bir şey ifade etmedikleri/edemedikleri için, her birinin diğeriyle olan ilişkisi bağlamında yorumlanmak durumunda kalınır. Farklı disiplinlerden oluşan her bir tiyatro yapıtı, ortaya çıkış süreci içinde doğal olarak farklı yorumların birlikteliğinden doğar. Bu noktada eleştirmen bu çoklu yapıya kendi vizyonu ve donanımı doğrultusunda farklı bir bakış açısıyla yeni bir yorum getirebilir. Ama eleştirmenin kişisel görüşü ne olursa olsun, oyuna objektif bir açıdan bakıp, oyunun mesajının izleyiciye ulaştığı süreçte gözlemlediği aksaklıkları net bir şekilde ortaya koymalıdır.
Yani tiyatro yapıtıyla girdiği hesaplaşmada kendinde izleyici olarak oluşan izlenimleri mümkün olduğunca yalın, net ve açık bir dille ifade etmelidir. Tiyatro yapıtının üzerinden yarattığı yeni yapıtını öyle temellendirmelidir ki, yazısındaki her satırı sahiplenmeli ve hatta gerekirse savunabilmelidir de. Oyunun bütününde bulguladığı boşlukları yorumlarken, anlatısını somut gerekçelendirmelere dayanarak kanıtlamalı, yazdığı her satırın arkasında durmalı ve yazısını mümkün olduğunca anlaşılır bir dille oluşturmalıdır. Bu noktada söyleyebileceğim en önemli şey, eleştiri yapılırken sübjektif kesin yargılardan kaçınılması gerekliliğidir. Çünkü her oyun bir arayıştır ve kendine özgü anlatım biçimiyle ortaya koyduğu fikri sergilerken, belirli göstergelerden yararlanır. Bir tiyatro yapıtı -çok istisnai durumlar dışında- mutlak iyi ya da mutlak kötü olamaz. Arayışın doğası gereği siyahlar ve beyazların arasındaki onlarca tonu deneyerek bir yapıt oluşturulur. Eleştiri yazısından beklenen de siyah ve beyazları değerlendirirken, arada duran renk yelpazesini göz ardı etmeden yorumunu artı ve eksileriyle bir arada aktarmasıdır. Eleştirilen tiyatro yapıtına yapıcı bir eleştirel bakışla yaklaşılarak, oyunun iletisinde oluşan aksaklıların deşifre edilmesi, hem eleştirilen yapıt için hem de ileride yeni oluşacak yapıtların geliştirilmesi için bir katkı niteliği taşır.
Çünkü eleştiri yazısının ne olduğundan çok nasıl yazıldığı daha büyük bir önem taşımaktadır. Eleştirmen tiyatro yapıtını oluşturan tüm bileşenlerden ayrı düşünülemez. Bilindiği gibi tiyatro yapıtının oluşması yazarla başlayarak, yönetmen, oyuncu, dramaturg, ve kreatif ekibiyle, farklı disiplinleri içine alır. Oyunun izleyiciyle buluşma anı ise genelde hep bitiş noktası gibi düşünülür. Oysa yapıtı oluşturan her birey gibi eleştirmenin de izlediği ve eleştirdiği her oyun üzerinde ciddi bir sorumluluğu vardır. Bu durumda yapıtlar yalnızca oynandıkları süreç içinde yalıtılamazlar. Çünkü eleştiri de bu sürece dâhil, oyun zamanından farklı, kendine özgü bir zaman diliminde oyunu yeniden üretmeye devam eder.
Güneş KOZAL
-------------------------------------------------
DİĞER FORUM SAYFALARI:
TÜRK TİYATRO YASASI" YA DA "TİYATRO KONSEYİ" VB. BİR YASAYA İHTİYAÇ VAR MIDIR? detay