Eğer Asya’yı Avrupa’ya bağlayan o vadedilmiş topraklarda gözünüzü açtıysanız hayat sadece nefes alıp vermek değil. 13 yaşında çocuklar cinsel tacize uğrayabilir, masum bir lise öğrencisi boğazı kesilerek öldürülebilir ya da yolda yürürken sizi sadece "obje" olarak gören biri saldırabilir...
Okunma Sayısı: 72223-02-2012 11:39
Eğer Asya’yı Avrupa’ya bağlayan o vadedilmiş topraklarda gözünüzü açtıysanız hayat sadece nefes alıp vermek değil. 13 yaşında çocuklar cinsel tacize uğrayabilir, masum bir lise öğrencisi boğazı kesilerek öldürülebilir ya da yolda yürürken sizi sadece "obje" olarak gören biri saldırabilir. Sıradan bir günde beyaz cam karşısında diğer insanların ölüm haberlerini seyrederken, birileri sizi aniden sorguya çekebilir. Savunmasızsınızdır. Güvenlik sisteminin aklı başka başka yerlerde olabilir (!) Cinnet geçirmek artık sıradan bir illet olmalı; çünkü her an her yerde birisi size saldırabilir. Tüm bunlar olurken bu esrarengiz ülkeyi “yukardaki” sallayabilir, binalar ucuzdur, insanların hayatı da. Bu bitmeyen kargaşanın içinde tek düşündüğünüz şey facebookta paylaşacağınız komik kedi videosu olması da muhtemeldir. Zira hayat sonuna kadar çok güzel değil mi? Sonuna kadar arkadaşlarla eğlenip kafaları çektikten sonra bu kaos bitebilir. Ya da bu çemberden çıkan azınlık bir şeyler yapabilir, yapmalıdır da.
The Club’ın son projesi Kuş Kafesi, ekibin Genel Sanat Yönetmenliğini de yapan kurucularından Cihan Sağlam’ın yazıp yönettiği özgün bir epizodik oyun. 2 Şubat Perşembe günü Asmalımescit’teki kendi sahnelerinde prömiyerini yapan Kuş Kafesi, genç yazar ve yönetmen Sağlam’ın adeta yakın Türkiye geçmişinin almanağını tuttuğu tenkıdi bir metne ve dramatik örgüye sahip. Dönüş, Lolita, Senin orada o saatte ne işin vardı?, Biraz daha kafein!, Feminel, Babamla Ben Çok Küçükken, Bigudi, Goy Goy gibi sekiz farklı bölümden oluşan oyun; yazarın eleştirel bakış açısına sahip. Barış Çelikkol, Nurhak Mine Söz, Emre Koç, İlter Kapıcı, Saim Karakale, İpar Karaörs, Cem Bahşi, Pınar Göktaş, Ayhan Aktaş, Fatih Altun, Cansın Bezircilioğlu, Gökçe Parlakyıldız, Seda Yağcılar, Cavit Çetin Güner, Alp Derilgen’den kalabalık ve genç kadro oyunda yer alırken, ışık tasarımını Emrah Örnek yapmış. The Club’ın ayırıcı özelliği olan müzikleri ve atmosferi oyun aralarında belirleyici olarak kendini gösteriyor.
Kuş Kafesi;Türkiye’ye din, ahlak ve muhafakarlık ekseninde sosyolojik bakış açısıyla bakarken; aynı zamanda artık bizim için ne yazık ki sıradanlaşan olaylarla da yüzleştiriyor. Cinsiyet, şiddet ve yalnızlaşma arketipleri tüm bölümlerin alt metninde saklı. Ülkemizde 2 asırdır kamu hizmeti veren medyanın bile tek-tipleştirme yoluyla unutturmaya çalıştığı olayları hatırlatarak hafızalarımızı tazelettiriyor. Oyun; Münevver Karabulut cinayetinden, N.Ç’nin cinsel istismarına, eşcinsel haklarına, sağlık sistemimizin açmazlarına kadar bilipte normalleştirdiğimiz toplumsal yaralarımızı aynada gösterirken; hem teatral dramatikliği bozmaması hem de vermek istediklerini seyirciye aktarabilmesi açısından da başarılı.
Kafes görünümlü tel örgülerden seyrettiğimiz oyunun dekoru, olabildiğine basit ve modernist. Işık tasarımında da aynı yalınlık korunurken aslında oyuncu yaratımına özgürlük tanıyan bir yönetim hakim. Tüm oyuncular yapması gerekeni doğru bir şekilde yapıyor ve oyunu detaylandırıyor. Geniş ve dinamik oyuncu kadrosunda; Nurhak Mine Söz, Barış Çelikkol, Pınar Göktaş, Saim Karakoç, Fatih Altun öne çıkan oyuncular. Cavit Çetin Güner, gerçek bir beden işçisini canlandırmıyor gerçekten o oluyor. Alp Derilgen’le oynadıkları “Bigudi” bölümü oyun içerisinde oyunculuk ve hikaye olarak en etkileyici kısımlardan. “Lolita” bölümünde Saim Karakale ve İpar Karaörs her noktasıyla iyi çalışılmış, seyircide derin etki bırakan bir oyunculuk sergiliyorlar. Emre Koç, Cansın Bezircilioğlu yetenekli genç oyuncular olmasına rağmen seyrederken bazı noktalarda ekiple oyunculuk dili olarak farklılık oluşturduğunu hissettiğim yerler oldu. Oyun sahnelendikçe ekiple uyumları eminim ki daha iyi olacaktır. Bölüm 1-Dönüş’ün belki yeri değiştirilirse oyunun seyircide bıraktığı etkisinin daha fazla olacağını düşünüyorum. Bölüm araları düşünmek açısından seyirciye fırsat sağlasa bile daha kısa tutulmalı ya da daha farklı bir ışık uygulanmalı. Oyun, alkışlamaya fırsat bulamayacağınız sonuyla bir bakıma eğlenceli. Çünkü finalde oyuncuların bolca eğlendikleri ve doğrudan seyirciyi sorguladıkları kısımda bazılarınız göz göze gelmekten eminim ki çekinecek. Her şey kötü gitsede “Secret” hesabı olumlu düşünmenin aşılandığı günümüzde bu sefer oyuncular “pembe bir dünya” hayal etmenizi isteyebilir.
Yeni oluşan her ekibin yaşayacağı sıkıntıların yanında The Club’ın Kuş Kafesi, bizi bize anlatan çarpıcı dokunduruşlarıyla ve farklılığıyla içine alan oyunlardan. Ataerkillliğin azalması gerekirken bu derece arttığı toplulumuzda Cihan Sağlam’ın feminen bakış açısı da kadın seyirci tarafından takdir edilesi bir gerçek. Savaşlar, ölümler, yıkımlar olursa olsun sonuna kadar mutlu olmanın vadedildiği 21.yy dünyasında bu kafesten çıkabilir miyiz ya da gerçekten bu dünya başka bir gezegenin cehennemi midir bilinmez. Ama sıradanlıktan uzak ve tiyatro seyircisini oturduğu yerden zorlayacak Kuş Kafesi’ni görüp belki de biraz olsun kanatlarınızın farkına varabilirsiniz.