......
 
  Ana Sayfa
  Tiyatrolar
  Geleneksel
  Yazarlar
  Kulis
  Duyurular
  Festivaller
  Ödüller
  Oyun Eleştirileri
  Sahne İnsanları
  Tiyatro Eğitimi
  Tiyatro Kitaplığı
  Tiyatro Tekniği
  Tiyatroda Efekt
  Tiyatro Terimleri
  İnceleme- Tezler

e-posta

 
 "Size bir mesajım var."

diyorsanız...

 
 Reklam vermek isterseniz...

| Arşiv | Şehir Haritası| Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı |
# OYUN ELEŞTİRİSİ       
 
UÇURTMANIN KUYRUĞU
(Ankara DT. Oda Tiyatrosu)

    Aslında bazı oyunlar vardır tiyatral anlamda izleyeniyle başka boyutlarda tanışır. O boyut; yorumlama farklılığı, oyuncu duyarlılığı, sahneleme tekniğidir. Savaş DİNÇEL gibi usta bir sanatçının yazdığı bu oyun, Oda Tiyatrosu(!)nun o miniminnacık sahne(!)ciğine pekte uymamış. İzlediğim oyunda sahne, dekor ve oyuncu disiplini hariç her şey yerli yerindeydi.
 
    Oyunu yönetmeni Hakan ÇİMENSER. Pekte başarılı sayılmayacak bir reji çıkarmış ortaya! Sahnedeki oyuncu disiplinsizliği onun suçu sayılmayabilir; ama belli noktalarda müdahil olabileceği noktaları görebilmeliydi! Mesela oyuncu doğaçlamalarında garip durumlar yaşadım. O durumlar neler bir bakalım: Oyun içinde oyuna yakışmayacak biçimde iki karakter arasında geçen “hocam…” hitabı! Bana kalırsa asıl metinde böyle bir konuşma yok! Oyunun çizgisini komediye çevirmek için yapılmış gaf, diyelim! Tamam yönetmen oyundan sonra belki 1 hafta izlemiş olabilir oyunu; fakat yarımcıları nerede?
 
    Şimdi Oda Tiyatrosu'na “sahne” demek büyük bir yanlış olur! Hangi sahnede izleyenin kafasından sahnenin dörtte biri gözükmez? Sonra bu kadar uzun ince bir sahne olabilir mi? Dar koltuklar, ses akustiğinn bozukluğu, sahnenin dört bir yanına ve seyircinin kulağının yanı başına yerleştirilen kocaman hoparlörler de cabası… aslında duydum ki Kültür Bakanlığı Ankara'da bir sahneyi yıkmayı düşünüyormuş. Bakanlığın elinde olan sahneler ne durumda acaba? Bana kalırsa o sahneleri düzeltmekle yola koyulsun işe! Öyle bir yerleri yıkmakla, kapatmakla bu iş hallolmaz! Oyuna tekrar dönersek.. Oyunun dekor tasarımı Sertel ÇETİNER' e ait. Şimdi asıl takıldığım nokta tamda burası. Oyunun dekoruna bakmak için sahneye bir on dakika erken girdim. Anlamlaştıramadığım bir sürü durumla karşılaştım. İlk önce soracağım soru şu: O kocaman hoparlörlerin sahnenin tamda göbeğinde ne işi var? Yani hiçbir evde müzik setinin hoparlörleri oturma salonunda öylece durmaz! Zaten sahnenin yapısına ve renk uyumunu da gitmemiş o iki siyah kutu! Sonra elbise dolaplarının sahnede duruşu… eğer ben bir dekorist olsaydım -ki çalışmıştım bir zamanlar- o dolapları arka tarafta yan duracak biçimde konuşlandırırdım. O zaman sahne içinde dolap açıldığı zaman, sahnenin arka kısmı tamamen görünür kalırdı. Arka fonda duran tablo… bir ara zannettim ki resim galerisinde sergilenen tabloyu asmışlar! Nasıl olurda bu durumlar eleştirilmez grup içinde.
 
    Giysi tasarımında Nalan Türkoğlu gayet başarılı. Bana kalırsa yerli yerinde elbiseler seçilmiş. Mithat Erdemli'nin üzerindeki takım elbise, ezik bir inan ifadesinin verilmesinde başarılı bir simge oluşturmuş. Sonra o iki boxser'a hayran kaldım. Ne güzeldir öyle kalp desenli. Oyun içinde hoşuma giden noktalardan biriydi.
 
    Ayun, babası tarafından devamlı ezilmiş insanın ileriki hayatında çektiği psikolojik sorunları ele alıyor. Babası tarafından çocukluğundan başlayarak baskıya uğrayan karakter, ölmüş babasına rağmen yaşamını normale sokamaz ve devamlı suretle geçmişiyle yüzleşir. Bu yüzleşme ilk çocukluk yıllarından gençlik dönemine; askerlik yaşantısından iş hayatına değin sürer gider. Psikolojik buhran geçiren karakter -manik depresif- bunalımlar sonucu şizofren olup çıkar. Yapmak istedikleri ve yapamadıkları sahnededir artık. Oyunu yazan Sevgili Savaş Dinçel'e birkaç noktada katılmam mümkün değil. Bunları oyuncu eleştirilerinde açıklayacağım.
 
    İlk perde dijital sesle başlıyor. İşten dönen karakter babasının koltuğunda şizofren hali ile karşılaşıyor. Oyuncu sesleri önceden çekilmiş kayıttan aktarılıyor. Buna neden gereksinim duyulmuş anlayamadım. Ve o ses bir anda kesiliyor akabinde sahne konuşmaları başlıyor. Benim oyuna başlangıç dikkatim bu noktada sekteye uğradı. Bence bunu yapmak yerine ilk karşılaşmada canlı sesler kullanılmalıydı. Bir de karakterler sahnede karanlıkta konuşmaya başlıyorlar. Bu iyi düşünülmüş. Ama ışık neden birdenbire yanıyor. Yavaş yavaş loş bir ortamdan aydınlığa doğru geçilmeliydi. Gerçi sahnenin ışık ayarını yapan ışıkçı arkadaşı kutlamak istiyorum. Bu kadar küçük bir sahnede sahneyi gölgelemeden ışık sistemi kurmak inanılmaz bir başarı.
 
    Asıl karakterin şizofrenik yan karakterini canlandıran Olcay KLAVUZLU' nun sahnede sigara içme sahnesi için söyleyeceğim durumlar var. Eğer tiryaki bir içiciyseniz bildiğim kadarıyla sigara dumanını içinize çekersiniz. Anladığım bu arkadaş sigara içmiyor normal yaşamında. Sahnede de çok bariz belli ediyor bunu. Dumanı ağzına alıyor ve olduğu gibi bırakıyor. Seyirci bir şeylerin yapma olduğunun farkına varıyor o anda. Daha doğusu sigara içmeyi bilmiyor tiyatrocu arkadaşım. Arkada bar kısmının sandalyeleri nerede? Oyuncular arada bir barın üstüne çıkıp konuşma yapıyorlar. Sevgili Olcay Klavuzlu o kısmı çok kullanıyor. Ama kolonların üzerine basarak yapıyor eylemini. Bu oyuncu arkadaşın yaşlı çekilmez babayı oynayışı güzeldi. Elinde bastonu ile sahnede bir anda değişen yüzü, söylem tarzı gayet başarılı.
 
    Sahne 3 boyutlu tasarlanmış. Ön cephede koltuk üstüne yapılan vurgular, hemen ikinci görsellikte dolaplar, üçüncü boyutta ise bar kısmı tablo… Oyun içinde ölmüş babasının tablosundan dahi korkan karakterin tablo ile yüzleşmesinde birkaç ufak sorun var. Olmak istenilen karakter tablonun anlamsızlığına vurgu yaparken, asıl karakter tabloya bakamayacak kadar korkak davranıyor. Aslında bu pekte inandırıcı değil. Tablo daha önceden orada ve salonun tamda ortasında yıllarca asılı dururken, nasıl olurda o tabloya bakmaktan korkar asıl karakter? Mithat Erdemli olayın abartıya kaçtığını sezerek çok yerde bu duruma gözleriyle engel olmaya çalıştı. Bazen oyunlar çok güzel olabiliyor, fakat küçük bir mantık hatası oyunu başka boyutlara taşıyabiliyor.
 
    Oyunun yazarı George Orwell dan etkilenmiş bariz belli. Bireysel tahlilleri güzel yapmış. Aslında Freud tarzı yaklaşımlar gözüme ilişti oyunda. Ama Savaş Dinçel'e katılmadığım noktaya geliyorum. Oyun esnasında Mithat Erdemli gençliğine dönüyor; gençliğinde karşı cinse karşı duyduğu cinsel problemden dolayı baba çocuğu psikoloğa götürüyor. Psikolok tiplemesi çok kötü gösteriliyor, neden? Benim de kısmen bu mesleği yaptığım göz önüne alınırsa, kendi mesleğime bu kadar kötü yaklaşılmasını tasvip etmedim! Ortada sorun çözücü bir danışman yerine, kendine “ruh delisi doktoru…” diyebilecek sorunlu insan duruyor! Beklide biraz duygusal davranıyorum; ama oyunda karakterin çevresindeki herkes kötü olarak lanse ediliyor! Olcay Klavuzlu tasvip etmediğim psikolok tiplemesinden de başarı ile ayrıldı.
 
    Oyunun hemen başında içki içme sahnesi vardı. Unutmadan o noktayı da yazmak istedim. İnsan bir duble içki içtikten sonra ayakları yalpalayıp sarhoş olabilir mi? Mithat Erdemli oluyor ne yazık ki!
 
    Sahnenin bir bölümünde iki karakter karşılıklı bilye oynuyorlardı. Çocukluklarına dönüyorlardı. Bunu bir seyirci olarak söylüyorum, önümdeki kafalardan oyunun on dakikasını izleyemedim. Oyuncular sahneye uzanmış bilyeleri elinde, benim de gözüm onları aramakta… Oda Tiyatrosu(!) nun hemen başka bir sahneye taşınması lazım, bu çok acil! Eğer DT' deki arkadaşlar harekete geçmezse, çok kişinin tiyatroya karşı antipatisi artacak. Düşünün ben ilk kez oyun izlemeye o sahneye gidiyorum ve tiyatrodan zevk almak istiyorum. Nasıl zevk alabilirim?
 
    Oyun içinde ara ara kulağıma oyun havası müziği geldi. Neden geldi? Niçin böyle bir müzik koyma gereği duyulmuş? Buna anlam vermek için çok uğraştım. Yani sadece boşluğu doldurmak için de yapılmaz hatalar. Oturduğum koltuk tam da hoparlörün yanı başındaydı. Müzik çalmaya başladığında dikkatimi sahneye vermek için elimdeki kağıdı yırttım! Ve inanılmaz dikkat problemi yaşadım!
 
    Gelelim oyunun son bölümüne. Yahu nereden nereye atlandı! Adam karar verdi, eski yaşamını bıraktı, içine kapanık tipten kurtuldu. Fakat bir anda çocukluğunda gördüğü düşü anlatmaya başladı. Ben bu geçiş arasını mantığıma, duygularıma oturtamadım. Bence bu oyuncudan kaynaklı hataydı. Diğer günler nasıldı bilmiyorum, o gün tutmamıştı maya. Sonra barın üstüne çıkılıp yapılan el hareketleri de neyin nesi? Müzik o esnada başarılı değil. Zaten oyunun müzikleri tam bir felaket! Yama yapmak için müzik yapılmış sanki!
 
    Oyunun konusu gayet hoş! Unutmadan şu Mehmet Akif Ersoy seven babanın diktatör tavırları okuduğu kitaplarla pekiştirilmiş. Bunun için Savaş Dinçel' i kutluyorum. İnsanın fikir dünyasını aktarırken ki yapısalcı yaklaşımı iyi! O kadın resimlerinin M.A.Ersoy kitabı içinde gizlenmesi harikaydı. Çok keyif aldım, bolca güldüm!
 
DİP NOT
1- Tiyatro Eleştirmenleri Avrupa'da Amerika'da oyunlara birer birer davet edilirler. Dostum Tom'un oyun izlemekten ve ülkesi İngiltere'yi dolaşmaktan başı dönmüş durumda. Bir de ülkemize bakın. Nerdeyse hiç yok denecek kadar az Tiyatro Eleştirmenleriyle görüşmek yerine, onlardan kaçıyor tüm gruplar. Yukarıda söylediğim duyarlılığı gösteren Tiyatro Anadolu ekibini kutluyorum. Onların çalışmaları Türk Tiyatrosu'na bir örnektir. Yaşasın Tiyatro Anadolu!
2- Bu ay Milliyet Sanat'ta yayınlanan “Tiyatro ve Eleştirisi” adlı dosyada üstatlarımız genç tiyatro eleştirmenleri olmadığından şikayet ediyorlar. Ben de onlara diyorum ki; sizler kaç zamandır dergi okuyorsunuz? Bu işi yapan benim gibi genç eleştirmen arkadaşlar var, olacakta! Yeter ki bizlere de o bölümlerde fazlaca yer açın yeterli! Tamam sonuna dek destek oluyorsunuz, ama bu destek daha da artmalı!

 

Yaşam KAYA 'ya mail atmak istiyorum...

Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.


 

Yaşam KAYA
Eğitimci, Tiyatro Eleştirmeni



                           Yaşam Kaya

 

Oyun hakkında geniş bilgi...
 
 

Diğer Oyun Eleştrileri...>
 

 

 

 


[ Ana Sayfa | Tiyatrolar | Geleneksel | Kulis | Duyurular | Festivaller | Ödüller | Oyun Eleştrileri ]
[ Sahne İnsanları | Tiyatro Eğitimi | Tiyatro Kitaplığı | Tiyatroda Efekt | Tiyatro Terimleri | İnceleme - Tezler ]
[ Arşiv | Şehir Haritası | Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı ]

Copyright © 1997 Bu site bir e-tasarım yapımıdır.
e-posta