...
 
  Ana Sayfa
  Tiyatrolar
  Geleneksel
  Yazarlar
  Kulis
  Duyurular
  Festivaller
  Ödüller
  Oyun Eleştirileri
  Sahne İnsanları
  Tiyatro Eğitimi
  Tiyatro Kitaplığı
  Tiyatro Tekniği
  Tiyatroda Efekt
  Tiyatro Terimleri
  İnceleme- Tezler

e-posta

 
 "Size bir mesajım var."

diyorsanız...

 
 Reklam vermek isterseniz...

| Arşiv | Şehir Haritası| Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı |
# ÜÇÜNCÜ ZİL       
 
YAŞAMI DEĞERLİ KILMANIN OYUNU: "TEK KİŞİLİK DÜET"

28 KASIM 2006
 
    Tom Kempinski ile 2000-2001 sezonunda Oyun Atölyesi'nin sahnelediği Zeynep Avcı'nın “Ayrılış” olarak dilimize çevirdiği “Separation” oyununda tanıştım ben. Tiyatroya oyuncu olarak başlamış, daha sonra tiyatro eserleri bestelemiş, "Duet For One - İki Kişilik Düet" ile Londra Tiyatro Eleştirmenleri Ödülü'nü almış bir yazardı. Daha sonraları oyun yazmaya başladığını, ancak agorafobi hastalığına yakalanıp, 140 kiloya kadar şişmanlayınca eve kapandığını, hiçbir şey yazmadığını, tedavi olduktan sonra 70 kiloya düştüğünü ve ardı ardına 15 eser ürettiğini biliyordum. “Ayrılış”ta kendi yaşamından söz ettiği kulağımıza fısıldanmıştı.
 
    İstanbul Devlet Tiyatrosu Tom Kempinski'nin “İki Kişilik Düet”ini “reprisé” oyun olarak oynamayı sürdürüyor. Geçen yılın Kasım ayının 8'inden beri oynanan bu oyunu sezonu içinde görmemem, görememem elbette benim ayıbım. Ama ne yapayım ki oldu bir kere. Geçen gün gittim, seyrettim.
 
MS HASTALIĞI NEDİR
    Gitmeden önce dersimi çalışmayı da savsaklamadım doğrusu. Kempinski, 42 yaşında MS (Multiple Scelerosis) hastalığından ölen ünlü çellist Jacqueline Du Pré'nin yaşam öyküsünden esinlenerek yazmıştı “İki Kişilik Düet”i. MS'in kesin nedenini henüz bilen yoktu. Sinir lifleri ve onu çevreleyen “miyelin”, geride “skleroz” adı verilen sert alanlar bırakarak yok oluyormuş. Nöroloji'de kısaca “sinir hücrelerinin uzantılarının etrafını saran ve sinir iletiminin hızlı yapılmasını sağlayan yağ moleküllerinden zengin kılıfı” olarak tanımlanan “Miyelin”, hasar gördüğünde sinirlerin beyine giden ve belden gelen uyarıları iletme becerisi bozuluyormuş. Vücut istemeyerek kendi dokularına saldırırmış. Hastalar ataklar denilen şiddetlenme ve bunu izleyen “remisyon” denilen düzelme dönemleri yaşarlarmış. Bunları öğrenerek gittim oyuna.
 
OYUNUN KONUSU
    Kempinski'nin oyununda konu şöyle: MS'li Stephanie Abrahams'ı çok küçük yaşta annesi müziğe özendirmiştir. Annesini erken yaşta kaybedince, müzik ve keman çalma aşkına babası karşı koyar. Babasının tüm engellemelerine göğüs geren ve üstesinden gelen Abrahams, iyi bir keman virtüözü olur. Yine kendisi kadar ünlü kompozitör David ile evlenir. Gel zaman git zaman, yaşam onları kötü bir sürprizle karşı karşıya bırakır: Stephanie MS'dir. MS'in tek zorluğu engelli olmak, yani ellerini, ayaklarını kullanamamak değildir. Yaşamı altüst olur Stephanie'nin. Durumuna bir türlü uyum sağlayamaz. Eşinin ısrarlarıyla Psikiyatr Dr. Alfred Feldman'a gider. En büyük sıkıntısı kemanından uzak kalmaktır. Hayranlık derecesinde âşık olduğu eşini kaybetme kaygısı, herkese ve her şeye karşı duyulan öfkeyle baş etmesi güçleşmiştir. Kocasının evdeki beste çalışmalarından bile rahatsız olmakta, hatta çalışmalarını “atonal saçmalık” olarak nitelendirmektedir. Psikiyatrını da reddeder. Mücadelesi tek kişilik düete dönüşür. Yaşamının amacını sorgular. Dr. Feldman'ın yardımıyla, "Yaşamın amacı, yaşamın kendisidir! Yaşam savaşının ta kendisidir" sonucuna varır. Tedaviye devam etmek kararını verir.
 
YARATICI KADRO
    Oyunu Lale Eren Dalsar dilimize kazandırmış. Akıcı, temiz bir Türkçesi var Dalsar'ın. Ayhan Güldağları'nın ışık tasarımına kötü denilemez, ama zamanı belirlemiyor. Muayenehanede doktorun masasının arkasını kaplayan boydan boya bahçede oyun boyunca zaman hiç değişmiyor. Suar Şaylan'ın dekor tasarımı başarılı. Bahçedeki fidanların ve sarmaşıkların yapraklarını rüzgârla uçuşturmayı iyi düşünmüş de, yapraklar 1. Perde 2. tabloda neden uçuşmuyor anlayamadım. Serpil Tezcan'ın kostümlerine de iyi diyorum. Hatta Stephanie'nin 2. perde 1. tabloda giydiği ayakkabıyı kostümüne uygun bulmasam da rahatlıkla Tezcan işini başardığını söylemeliyim. Kostümler, Stephanie'nin toplumsal konumunu, dönemi ve tarzı gayet iyi aktarıyor. Bir de, ilk üç tabloda Feldman'a değişik kravatlar taktırsa!
 
SAHNEYE KONULUŞ
    Emin Olcay, yapısı itibariyle durağan olan oyuna hız kazandırmak için herhangi bir çalışma yapmamış. Dr. Feldman'ın hastasını beklediği bölümler olamazcasına uzamış. Örneğin, Feldman ile Stephanie'nin ilk karşılaşmalarında muayenehanenin zilinin çalınması, zil sesini duyan Fredman'ın yerinden kalkması, ceketini alması, giymesi, kravatını düzeltmesi daha oyunun başında ritmini zedeliyor. Olcay, metni dilsel olmayan gösterge dizgeleriyle birlikte geliştirmemiş. Yetmezmiş gibi, eksiksiz organik bir dizge olarak, her öğenin bütün içerisinde kaynaşıp, hiçbir şeyin rastlantıya bırakılmadan bütünün kavranışı kapsamında işlev üstlendiği yapıyı oluşturmamış. Sözel ve görsel olanın çözümlenmesini oyuncularına bırakmış, belki de bu konuda iyi etmiş.
 
OYNANIŞ
    Hastasına yardımcı olabilmek adına kendi insani boyutunu mesleki kimliğinin ardına saklayarak ister istemez katı bir karakter çizen Dr. Alfred Feldman'da Erdoğan Ersever, gövdesini duygularının hizmetinde tutmayı mükemmelen başarıyor. Görünmez ruh ışımaları, irade zorlamaları seyirciye rahatça geçiyor. Durumunu sürekli denetim altında tutmasını biliyor, partneriyle iletişim sağlıyor.
 
    Başına gelen beklenmedik halle hem sıradan bir insan, hem de mesleğine tutkuyla bağlı bir insan olmasının yanı sıra, bir virtüöz sanatçı olarak da savaşmak durumunda kalan fevkalade gerçekçi MS'li hasta Stephanie Abrahams rolünde Ayşen İnci var. Ayşen İnci, yazarın açıklığının, inceliğinin, görünmeyen düşüncelerinin ve duygularındaki somut ifade gücünün belirtisi olan sözel metni mükemmel yorumluyor. Tanık oldum ki, deneyimli oyuncu Ayşen İnci'nin metnin her bir sözcüğünü canlı duygularla doldurma yeteneği var. Stephanie'yi sahneye yansıtırken kendisinin değil, Stephanie'nin tüm varlığını harekete geçiriyor, yeri geldiğinde derinlikli tutkuları olan coşkular buluyor. Bunları derin içsel içerikleri olan yönelimlerle elde ediyor. Duygularını sürekli harekete geçiriyor, bu sayede fizikselliğine yaşam veriyor.
 
    Özetlemem gerekirse, diyeceğim “Tek Kişilik Düet”i ve dolayısıyla Ayşen İnci'yi mutlaka izleyin.
 
    Tiyatroda, oyuncunun yaratıcı yönelimlerinin, sadece basit bir seyirci ilgisi değil, her şeyden öte içsel güzelliğin su yüzüne çıkmak heyecanıyla nasıl yaratıldığına tanıklık edin. Sevinin…
 

 

ÜSTÜN AKMEN 'e mail atmak istiyorum...

Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.


 

Üstün Akmen


                          Üstün Akmen

 

Oyun hakkında geniş bilgi...
 
 

Diğer Oyun Eleştrileri...>
 

 

 


[ Ana Sayfa | Tiyatrolar | Geleneksel | Kulis | Duyurular | Festivaller | Ödüller | Oyun Eleştrileri ]
[ Sahne İnsanları | Tiyatro Eğitimi | Tiyatro Kitaplığı | Tiyatroda Efekt | Tiyatro Terimleri | İnceleme - Tezler ]
[ Arşiv | Şehir Haritası | Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı ]

Copyright © 1997 Bu site bir e-tasarım yapımıdır.
e-posta