......
 
  Ana Sayfa
  Tiyatrolar
  Geleneksel
  Yazarlar
  Kulis
  Duyurular
  Festivaller
  Ödüller
  Oyun Eleştirileri
  Sahne İnsanları
  Tiyatro Eğitimi
  Tiyatro Kitaplığı
  Tiyatro Tekniği
  Tiyatroda Efekt
  Tiyatro Terimleri
  İnceleme- Tezler

e-posta

 
 "Size bir mesajım var."

diyorsanız...

 
 Reklam vermek isterseniz...

| Arşiv | Şehir Haritası| Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı |
# OYUN ELEŞTİRİSİ       
 
10 KASIM 2007
 
Burada, bizde mi? Hadi canım!
"Japon Kuklası"
Ankara Devlet Tiyatrosu

 
    Dario Fo, İtalyan Commedia dell'Arte kültüründen yola çıkarak kendine has çağdaş bir tiyatro düzeni kuran İtalyan oyun yazarı, oyuncusu ve yönetmeni… Onun en önemli özelliği bana göre; radikal aydın kesimle, çalışan üreten halk arasında bir köprü olması ve İtalyan tiyatrosunda kendine ayrı bir yer edinmesidir. Bu oyunu kendisi gibi tiyatrocu olan eşi France Rame ile evli olduğu dönemde beraber yazmışlardır. Franca Rame tiyatrocu bir aileden gelen başarılı bir oyuncudur. Dario Fo ile birçok başarılı işe imza atmış, duruşlarına görüşlerine hep sahip çıkmış ve bu doğrultuda bir tiyatro kurmuş, özgün tarzların seyirciyle buluşturmuşlardır. Dario Fo güncel haberlerden, siyasi olaylardan esinlenerek, kıyasıya eleştirirken insanın kafasını allak bullak eden ve güldüren oyunlar yazmıştır. Acaba böyle bir şey olmuş mudur? Sorusunun cevabı her zaman EVET olmuştur. Çoğu zaman halkı kışkırttığı için başı çok belaya girmiştir polisle. Oyunlarını okurken çoğu kez kadın-erkek sorunlarından yola çıkıldığı görülür. Dario Fo yazıldıkça, anlatıldıkça bitmeyecek bir tiyatro adamıdır. Bu yüzden fazla uzatmadan 'Japon Kuklası'na geçeyim.
 
“Nazlanma al bir tane… Bedava… Parası patrondan çıkıyor… Sonra bazılarına günde bir hap yetmemeye başlıyor. E işini de kaybedemezsin. Öyleyse yut hapı. Bir kız tanıyorum. Hapları yuta yuta sonunda tımarhaneyi boyladı. Sonra tımarhaneden çıktı ve tekrar çalışmaya başladı. İşte tam o sırada başına çok matrak bir şey geldi. Bu gerçek bir öykü. Gerçekten gerçek bir öykü”
 
    İtalya'da fabrikalarda, işçinin daha verimli çalışması için çeşitli haplar verildiğine dair haberler vardı gerçekten. Ve işte oyunda bu hapları alarak, sonunda işini kaybetmemek için daha fazla hap alarak tımarhaneye düşen ve işine daha sonra geri dönen bir işçi kızın yaşadıkları anlatılıyor. Bu zavallı kızın başına gelen bir olayı anlatırken, işçi-işveren arasındaki aşılamaz sınıf ayrılığını, ezilmiş insanların çektiklerini, her gün karşımıza çıkabilecek kadar basit gördüğümüz bir haberi trajikomik bir anlatımla sunuyor bize. Aslında fabrikalarda belki de zaman zaman korkunç bir şekilde gelişen olayları bize komik şekilde sunuyor oyun. Bu kızın adı Armida. Oyunu izlerken sizi derinden etkileyecek bir karakter. Kısa oyunlarda karakterlerini tip olarak kalması kaçınılmazken, Armida tam belirlenmiş çizgilerinin içinde bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Japonya'da gerçekten bilindiği gibi verimi artırmak için müdürlerin kuklaları yapılıyor. Ve işçiler müdüre istediklerini yaparak rahatlıyor. Sonunda daha iyi çalıştıkları biliniyor. Fabrika'da arkadaşlarının hep dalga geçtiği saf Armida yine bir şakayla karşı karşıya kalıyor. Ona müdürün Japonya'da bir kuklasının yapıldığı söyleniyor. Hatta kuklanın ona zarar verdikçe canı acır gibi sesler çıkardığını da söylüyorlar... Kadın sorununu da incelikle işleyen Dario Fo ve France Rame işyerlerinde kadınların gördüğü tacizi de konu edinmiş. Armida insanlık dışı çalıştırılmanın yanında tacize de uğruyor. Ve bu haber ona o kadar güzel geliyor ki, bir an için şaka olduğunu da düşünüyor olsa da, gerçek olma ihtimaline bile çocuklar gibi seviniyor. Ama olaylar öyle gelişiyor ki, artık inanmaması kaçınılmazlaşıyor…
 
    Fabrikada insanları insan yerine koymaksızın güvenlik önlemleri en alt seviyede tutuluyor. Fakat hiç umulmadık şekilde müdürün başına bir kaza geliyor. Müdür elektrik çarpması sonucunda hareket edemez hale geliyor. Ve işte tam bu noktada Armida'nın oraya gelmesi onun şakaya inanmaması için bir neden bırakmıyor. İşte oyunumuzun konusu bu şekilde ilerliyor. Daha önceleri belki de yüzlerce defa müdürlerine ilettikleri olabilecek kazalara karşı istedikleri önlemleri önemsemeyen müdür kendi kazdığı kuyuda buluyor kendisini. Oyunun sonunda da şu fikir yankılanıyor kafamızda, bu bir olay evet. Trajik de bir olay bu da tamam. Ama bu bitmiyor ve sonu yok. Her gün benzer haberleri okumaya devam edeceğiz. Ve işte Dario fo ve France Rame gözünden ezilmiş, tacize ve insanlık dışı davranışlara maruz kalmış sınıfın trajikomik öyküsü… İşçi insanlar makineleri çalıştıranlardır aslında ama ya onları çalıştıran insan(!)lar…
 
    Yönetmen İlham Yazar çalışan, üreten, tüketen, tükenen insanları belirgin kılmış. Oyunu izlerken birçok sahneyi görmemiş ya da okumamış olmak kesinlikle imkânsız. Ve kendi deyimiyle 'Görünenin altındaki gerçek' tam olarak yorumuna hâkim olan görüşdü. Oyunda şu kesin bir yargı; artık makineleşmiş, bir robot ya da bir kukla gibi görülen ve öyle davranılan insanların içinde ister istemez oluşan kin, nefret, intikam gibi duyguların nerde ve nasıl olursa olsun bir gün açığa çıkmasına atılmasına engel olmak kesinlikle imkânsız. İlham Yazar oyuna bir ön oyunla başlamış aslında, oyun başlarken Ebru Nil Aydın anlatıcı olarak çıkıyor ve bu yaşanılanın ibret alınması gereken bir gerçek olduğunu anlatıyor bize. Oyun başlarken işçiler üretmeye başlıyor. Gitgide makineleşiyorlar. Ürettikçe tükeniyorlar aslında. İşte oyunun en güzel yanı da yönetmenin ikilemlerle süslemeleri olmuş bence. İlham Yazar'ın müzik ve dans bilgisinin çok iyi olduğu aşikâr bilinen bir gerçektir. Oyunda da bunu net görebiliyoruz. Işık, kostüm, müzik ve dekor uyumu oyuna hâkimiyeti tam anlamıyla sağlıyordu. Oyunun da ufak, basık ve derin bir sahnede oynanması baskıdan küçülmüş insanları anlatmada ve yansıtmada harika bir seçim olmuş. Oyunculara genel olarak baktığımızda aralarındaki uyum tartışmasız çok iyiydi. Sahnedeki devinimlere bu o kadar iyi yansıdı ki, tamamlamalarla bir bütün oldular çoğu zaman. Armida karakterinde Serpil Gül… Yani o saf, iyi niyetli, içi dışı bir, şirin ama bunun yanında hayata öfkeli, içinde saflıkla harmanlanmış bir öfke barındıran bir kız… İki parmağını fabrikada çalışırken kaybetmiş, müdürünün çoğu kez tacizine uğramış, bir robot gibi çalıştırılmış, aldığı haplardan tımarhanelik bile olmuş zavallı yarım akıllı bir kız, bilindik bizden bir karakter, bir insan Armida. Serpil Gül altından çok iyi kalkmış bu rolün ve gerçekten o zavallı kızı bize yaşattı sahnede…
 
    Müdür rolünde Eray Eserol… Eray Eserol Tek Yol oyunundaki paşazade karakterinde geçen sezon harika bir oyun izletmişti bize ve bunun bir benzerini de bu oyunda görüyoruz. Acımasız müdür olarak ilk başta tüm okları üzerine çeken Eray Eserol, daha sonra müthiş elektrik çarpma sahnesinden sonra hareket edemeyen ve birçok şiddete maruz kalan müdürü mükemmel oynadı. Yerinde devinimler ve zaman zaman mecburi olarak sadece mimiklerle hem güldürdü, hem korkuttu, hem kızdırdı diyebilirim.
Fabrikanın patronu rolünde Adnan Erbaş seyircilerin arasından çıktı. Ve gerçekten yakışmıştı bu rol ona. Ama karakterin yetersizliğinden mi, inceleme eksikliğinden mi tam net bir tanım koymak istemesem de çok net değildi patron. Belki de çok gıcık bir karakter olduğu için bir türlü kafamda karakterizasyonunu oturtamadım patronun.
İşçiler; Ebru Nil Aydın Buket Türkyılmaz, Ertuğrul Şakar, Ünal yeter, Sertan Müsellim, Atilla Can Çelebi, Özlem Kırkpantur, Pınar Yüksel… Bütün hepsi bu trajikomik hikâyede işçi sınıfının trajedisini ve oyunun tarzına uygun komik figürleri çok iyi yansıttılar…
Işık tasarımı usta bir isim yani Zeynel Işık'a ait. Elektrik çarpma sahnesi ve diğer tüm sahnelerde ışık geçişleri, seçimleri uygulamaları kesinlikle harikaydı. Hatta çoğu zaman geçişleri kaçıracak kadar mükemmelleşti ve Armida'nın duygu geçişlerine kaptırdı seyircileri… Sanırım bu hayat bazılarına çok acımasız davranıyor. İnsanlıktan çıkmış ya da insanları insanlıktan çıkarmaya çalışan tüm insan(!)ların bu oyunu izlemelerini umut ederek yazının sonunu oyunun broşüründe okuduğum ve çok hoşuma giden oyunculardan Ünal Yeter'in yazdıklarından ufak bir parçayı sizinle paylaşmak istiyorum…
 
    İnsan mısın sen?
Öyle mi sanıyordun?
Makineleri çalıştıran başka bir makinesin yalnızca.
Üstelik yedek parçan o kadar çok ki.
 

 

'na mail atmak istiyorum...

Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.


 

Özge Öztürk



           Özge Öztürk

 
Oyun hakkında geniş bilgi...
 
 

Diğer Oyun Eleştrileri...>
 

 

 


[ Ana Sayfa | Tiyatrolar | Geleneksel | Kulis | Duyurular | Festivaller | Ödüller | Oyun Eleştrileri ]
[ Sahne İnsanları | Tiyatro Eğitimi | Tiyatro Kitaplığı | Tiyatroda Efekt | Tiyatro Terimleri | İnceleme - Tezler ]
[ Arşiv | Şehir Haritası | Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı ]

Copyright © 1997 Bu site bir e-tasarım yapımıdır.
e-posta