...Arka planda kabadayılar, eşcinseller, travestiler, hayat kadınları
   gibi birçok kişilik, bizzat kendilerinin koyduğu yasalarla yaşamlarını
   sürdürmekteydi...
 
  Ana Sayfa
  Tiyatrolar
  Geleneksel
  Yazarlar
  Kulis
  Duyurular
  Festivaller
  Ödüller
  Oyun Eleştirileri
  Sahne İnsanları
  Tiyatro Eğitimi
  Tiyatro Kitaplığı
  Tiyatro Tekniği
  Tiyatroda Efekt
  Tiyatro Terimleri
  İnceleme- Tezler

e-posta

 
 "Size bir mesajım var."

diyorsanız...

 
 Reklam vermek isterseniz...

| Arşiv | Şehir Haritası| Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı |
# ÜÇÜNÇÜ ZİL       
 
İYİ Kİ DOĞDUN ÇEHOV: "ÇOK YAŞA KOMEDİ"

Sevgili Özdemir Abi,
 
    Duydun mu bilmem, İstanbul Devlet Tiyatrosu Anton Çehov'un ölümünün 100. yılı nedeniyle yazarın "Bir Evlenme Teklifi", "Tütünün Zararları" ve "Ayı" gibi üç kısa oyununu bir arada "Çok Yaşa Komedi" başlığıyla oynamakta. Esasında, bir de dördüncü oyun, "Kuğunun Şarkısı" varmış, ama her nedense benim "Çok Yaşa Komedi"yi seyrettiğim akşam oynanmadı. Kimse, neden oynanmadığını açıklamadı, kimse de neden oynanmadı diye sormadı. Rivayet olunur ki, Semih Sergen "Kuğunun Şarkısı"nda Vasiliç Svetlovidov rolünde fazla "patetik" bulunup eleştirilmiş. O da kırılmış, hatta oyundan çekilmiş. Doğru mu acaba? Bilmem, bilemem ki!.. Kimseden çıt çıkmadı.
 
    Oyunları izlerken bir kez daha anladım ki, Çehov, çevresindeki insanları ve bu insanların yaşamlarını bilimsel bir yönelişle inceleyen bir yazarmış. Ancak, bu bilimsellikte ne kuru bir mantık, ne mekanik bir gözlem, ne didaktik bir yöneliş var. Onun için, gerçek sanat yapıtının mutlak bir amacı olmalı. Bu amacı ise, yazarın çevresindeki yaşamı derinliğine incelemesi ve bu yaşamın oluşturduğu insanları yakından tanıması.olarak yorumluyorum ben. Çevresinde çeşitli sorunlar gözlemliyor. Ama ne kadar doğru söylemişsin! Ona göre, bu sorunları çözümlemek sanatçının işi olmamalı. Ya ne olmalı? Sanatçının işi, varolan sorunu doğru olarak ortaya koymak olmalı, hepsi bu.
 
    Çehov, tek bölümlük bu üç oyununda da, hayatın tuhaflığını bir kez daha sahneye taşımıştı ve de klasik Çehov oyunlarında olduğu gibi karakterler ruhsal çözümlemelere ihtiyaç duyuyordu. Psikolojik derinlikleri vardı karakterlerin. Kişiler arasındaki ilişkiler, simgeler, sözler, ve hareketlerle şiiri kapsayan bir atmosfer var ediliyordu. Dış aksiyonun yavaş gelişimine karşı, iç aksiyon büyük bir hızla gelişiyordu. Doğrular, aynen müzikte olduğu gibi motifler yoluyla ortaya çıkarılmıştı. Motif gelişimi aksiyonun temelini kuruyordu. Bu motifler, ana çelişkileri de birlikte getirecek ve senin söylediğin gibi, kişiler bu çelişkili gelişim içinde gösterilecekti. Kişilerin birbirleriyle olan ilişkileri, daha genel ve daha geniş bir alanı bize sunacak; kişiler, o kişilerin içinde yaşadığı düzeni ve yaşamı tanıtmak için kullanılacaktı.
 
    Oyunu sahneye taşıyan Işıl Kasapoğlu'nu, bunları sanki bir yere kadar dikkate alır gibi gördüm ben. Örneğin öznel olarak acıklı olan ile nesnel olarak komik olanı bütünlüklü bir lirik-psikolojik "atmosfer" içinde birleştirip, iç eylemi dramanın temeline yerleştirmemişti. Bunu bilerek yapmıştı elbette, yoksa bunları bilmeyecek bir tiyatro adamı mı Kasapoğlu! Elbette değil. Yoksa, böyle başarıyla birleştirebilir miydi vodvil ile farsı? Hele bir de, Smirnof'un: "Nerede kaldı bu votka," diye çığırmasına, dış ses: "Kalmadı bitti," diye bağırmasaydı!
 
    Anlayacağın Özdemir Abi, ben Işıl Kasapoğlu'ndan daha değişik bir mizansen anlayışı beklerdim. Şimdi biliyorum, dekoru soracaksın, ne yalan söyleyeyim onu da beğenmedim. Hakan Dündar yapmış. Böööyle tepelerden yerlere inen şaşaalı kadife perdeler. Aralarında muşamba da var ya neyse!.. İlk bölümde, şöminenin iki yanına oturtulmuş ahşap saksılıkların içinde, enayi mi enayi plastik çiçekler… İkinci bölümde Bay Popof'un çerçeveye iyi gerilmemiş, kırış kırış fotoğrafları... Kırmızı kumaş kaplı sandalyeler, pembe koltuk… Aman da aman yani!..
 
    Funda Çebi'nin kostüm tasarımına iyi diyeceğim de, "Ayı"da çamur çizmeli adamın paltosuna da biraz çamur sıçratıverseydi diye de ister istemez ekleyeceğim. Pek titiz olduğumu bildiğin için belki şaşıracaksın, ama Enver Başar'ın ışık tasarımına ses çıkarmayacağım, hatta "hatasız" tanımını kullanacağım.
 
    Oyunculardan Galip Erdal, gövdesini her iki rolde de duygularının hizmetinde tutma yeteneğini iyi kullanıyor. Her iki rolünü de iyi şekillendirmiş. Karakterlerin dış görünüşünü, kostümünü, yürüyüşünü, hareketlerini ve benzeri olguları içsel gözüyle görmek için belli ki oldukça uğraşmış ve başarmış. Zafer Algöz'ü bizzat seyretmeni isterdim doğrusu. Özellikle "Tütünün Zararları"nda, sadece rolüne fiziksel olarak hayat bulduruşunu alkışlamayacak; rolün içsel yüzeylerini salt gözleri, yüz ifadesi ve sesini kullanarak çizmesini kutlamakla yetinmeyecek; gövdesini de kontrol ederek rolü nasıl mükemmelleştirdiğini görecek ve bana mutlaka hak verecektin.
 
    Zeynep Erkekli'ye geçmeden önce senden bir ricam var Özdemir Abi. İstanbul'da çevren vardır, şu ödül kurullarında görevli arkadaşlarına dostlarına, tanıdıklarına, bildiklerine hele bir haber sal da, Zeynep Erkekli'yi bu oyunda mercek altına alsınlar. Bir rolün, sırası geldiğinde resmedilecek olan karakterin içsel, ruhsal imgesini veren tutkuları üreten aynı türden bireysel malzemelerden oluştuğuna tanık olsunlar. Oyuncunun sahne üzerindeki hayatının, tıpkı gerçek hayattaki gibi, sürekli yükselen arzular, özlemler, aksiyona çağrılar ve onların içsel ve dışsal aksiyonlarda tüketimlerinden oluştuğunu görsünler de şaşsınlar. Sonra kurullarında puanlasınlar.
 
Sağlıcakla kal, Özdemir Abi. Gene yazacağım tabii…
 

ÜSTÜN AKMEN 'e mail atmak istiyorum...

Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.


 


                 Üstün Akmen

Üstün Akmen


[ Ana Sayfa | Tiyatrolar | Geleneksel | Kulis | Duyurular | Festivaller | Ödüller | Oyun Eleştrileri ]
[ Sahne İnsanları | Tiyatro Eğitimi | Tiyatro Kitaplığı | Tiyatroda Efekt | Tiyatro Terimleri | İnceleme - Tezler ]
[ Arşiv | Şehir Haritası | Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı ]

Copyright © 1997 Bu site bir e-tasarım yapımıdır.
e-posta