...
 
  Ana Sayfa
  Tiyatrolar
  Geleneksel
  Yazarlar
  Kulis
  Duyurular
  Festivaller
  Ödüller
  Oyun Eleştirileri
  Sahne İnsanları
  Tiyatro Eğitimi
  Tiyatro Kitaplığı
  Tiyatro Tekniği
  Tiyatoda Efekt
  Tiyatro Terimleri
  İnceleme- Tezler

e-posta

 
 "Size bir mesajım var."

diyorsanız...

 
 Reklam vermek isterseniz...

| Arşiv | Şehir Haritası| Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı |
# KULİS       
 
ÇAĞDAŞLAŞAMAYAN TÜRK TİYATROSU...
 
06 MAYIS 2008
 
    Akademisyenler tarafından “Türk Tiyatrosu” çeşitli dönemlere ayrılır ve bunu da tüm Türk Tiyatrosu(?) kabul eder. Ama bu dönemler nedense “80 Sonrası Türk Tiyatrosu” ile sona erer. Şinasi ile başladığı kabul edilen Modern ya da Avrupa tarzındaki Türk Tiyatrosu 1859 ile 1979 arasında; yazar eksikliği, girilen savaşlar ve yıkılıp kurulan rejimlere rağmen 5-6 döneme ayrılırken 112 tiyatro salonu ve bir o kadar da tiyatrosunun bulunduğu 2008 yılında nedense hala 80’li yıllardan bahsedilmektedir. Bu 28 yılda ne olmuştur ki yeni bir dönem başlayamamıştır? Tiyatro salonu eksikliği mi vardır? Yönetmen mi yoktur? Oyuncu mu, ışıkçı mı, eleştirmen mi, akademisyen mi, seyirci mi azdır? Az olabilir ama her birisinin sayısı 80 öncesinde başarısından söz edilen dönemlere oranla fazladır. Az olan bir şey varsa o da yazardır. Hatta yok da denilebilir.
 
    Geçmişten gelen başarılarına bağlı olarak devam edenler haricinde Son 10 yılda oyunları ile tanınmış kaç tane yazar vardır? Yeni yazarlarda, başarılı bir yazar olabilmeleri için aynı zamanda yönetmen de olma şartı mı aranmaktadır? Çünkü ancak yönetmen olanlar yeni yazdığı eserini sahnede izleyebilip, seyirci ile buluşturabilmektedir. Başka bir noktadan bakacak olursak, yönetmenler dışında oyun yazan kimse yok mudur? Bu soruya “hayır” demek neredeyse mümkün değildir.. Çünkü özellikle 2003 yılından bu yana oyun yazarlığı konusunda yapılan projeler hız kazanmıştır. Oyunyaz, DOT, Mitos-Boyut, Boğaziçi Üniversitesi diye sınıflandırılabilecek yarışma/projeler içerisinde seçilen oyunlar ortada(mı)dır. Ama acaba kaç tiyatro insanı ya da yetkilisi ya da bu konudaki görevlisi projelere bağlı olarak düzenlenen okuma tiyatrolarını izlemiştir? Kaç tanesi yarışma sonuçlarına bağlı olarak yayınlanan kitapları okumuştur?
 
    Oyun yazıldığına göre yazılan oyunların sahnelenmemesinde başka sebepler olması gerekir. Mesela, yazarlar oyunlarını kimseye göstermiyordur. Eserlerini kimseye göstermeyenler eğer varsa yukarıdaki çalışmaya katılmamış demektir ki bunlar değerlendirme dışıdır. O halde yazarlar oyunlarını resmi ya da kişisel olarak mevcut tiyatrolara iletmemiştir. Diyelim ki en az bir tanesi iletildi ve bu da başarısızdı. Ya da bir şekilde başkalarına ulaşan bu oyunların tamamının başarısız olduğunu varsayalım. Bunun başarısız olduğunu, hangi açıdan başarısız olduğunu, neden başarısız kabul edildiğini, nasıl değerlendirildiğini söyleyen birisi, birileri, bir makam var mıdır? Var gözükmektedir ama görevini yapmakta mıdır? Herhangi bir tiyatroya teslim edilen oyunlar hakkında teknik veya kişisel değerlendirme yapan birisinin olmadığı açıktır. Bu konuda değerlendirme yapan birisi olmadığı halde yazarın başarısız olduğunu anlaması ya da eksik yanlarını gidermesi mümkün değildir. Sonuçta, eserini tamamlayan yazar ona “oldu” gözüyle bakmaktadır. Kendilerine teslim edilen metinler hakkında değerlendirme yapmayanların ya da yapamayanların Türk Tiyatrosu’nun gelişimine katkıda bulunmadığı da açıktır. Özellikle ödenekli tiyatrolar bu konuda bir sürü dramaturg çalıştırmaktadır. Onlar da teslim edilen oyunlar hakkında teslim tarihinden bir sene sonrasına yarım ağızla randevu vermektedir. Sebep olarak da incelenen oyun sayısının fazla olması bahane edilmektedir. Bu eser çokluğunda halen sahneye taşınabilmiş eserlerin sayısının yok denecek kadar az olması da yukarıda belirtilen mazeretlerin geçersiz olduğunu göstermektedir.
 
    Belki de yukarıda konuşulanlar tiyatroların eserlere yaklaşımı konusunda fazla iyimser kaçmaktadır. Çünkü, belki de kendilerine gönderilen eserleri okumamaktadırlar. Eserlerini teslim edenlere “daha önce hiç tiyatro izlediniz mi” diye soracak kadar küçümser yaklaşmaktadırlar. Belki de gönderilen eserler için “uygun olan bir zamanda okunacaktır” diye çok samimi ve alakadar cevaplar vermektedirler. Hatta belki de hiç cevap vermemektedirler.
 
    Son söylenenler de fazla kötümser kaçabilir. Belki durum o kadar da kötü değildir. Belki; evet, kendilerine gelen tüm eserleri okumaktadırlar. Hatta kimisini sevmektedirler. Ancak, eserleri değerlendirebilecek yetkinlikte değillerdir. Hani, Shakespeare, Çehov, Haldun Taner, Aziz Nesin yazarlık konusunda başarılarını ispatlamışlardır. Oyunları ve yöntemleri hakkında kitaplar yazılmıştır. TÜRK TİYATROSU bu oyunların başarısını kabul etmiştir. Onlar sahnelendiğinde oyunların başarısızlığı konusunda konuşacak pek kimse yoktur. Kendi ülkelerinde hem itibar hem kar elde etmiş yeni oyunlar da varken şimdi ne idüğü belirsiz bir kişinin yazdığı tam olarak başarılı mı başarısız mı olduğu belli olmayan bir oyunu sahneleyip tüm Türkiye’ye rezil olma riski göze alınabilir mi? Ne gerek var ki? Birisi çıkıp da bir şey sorduğunda cevap verilemeyeceğine göre bu kumar neden oynansın ki? Daha önce hiç sahnelenmemiş bu oyun hakkında nasıl bir fikir elde edilebilir ki? Oyun başarılı olsa bile yaklaşım yanlış olabilir ve yine bir rezalet çıkabilir. Onun yerine daha önceden başarısı kabul edilmiş oyunlar, daha önceki başarılı sahnelemelerine benzer şekilde sahnelenirse sorun çıkmaz, çıkabilir de o kadar olmaz.
 
    Çağdaş tiyatro ya da postmodernizm ile metin yadsınıyor olabilir. Ancak bu, dünyada yeni metin yazılmasını ve sahnelenmesini engellemiyor. Türkiye’de sahnelenen oyunların birkaç tanesi dışında neredeyse hepsi metne dayalı olarak sahnelenirken “yazara gerek yok” demek mümkün değil. Yapılan projelere bağlı olarak ya da bireysel girişimlerle ortaya çıkan metinlerin sahnelenmemesinin sebebini kim açıklayabilir? Nitelikli tiyatrolarda yeni bir yazar sayesinde İstanbul’daki kalabalık, Ankara’daki memur, Anadolu’daki çoban, Türkiye’deki dolandırıcı ne zaman sahneye çıkacaktır, ne zaman konuşacaktır, ne zaman dertlerini, sevinçlerini paylaşacaktır? Türk Tiyatrosunun gelişmesi için gecesini gündüzüne katan insanlar, bu konuda elinde imkan olan insanlar ne zaman buna fırsat verecektir? Ya da verecekler midir?
 

 

Barış Toraz 'a mail atmak istiyorum...

Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.


Barış Toraz'ın Türk tiyatrosunda oyun/yazar sıkıntılı makalesine harfiyen katılıyorum. Tiyatronun sahiplerinin(!) gazetelerde dergilerde çıkıp 'Ah nerede eski yazarlarımız!' ya da 'Yeni yazar yetişmiyor!' kabilinden feveranları sık sık duyuyor/okuyoruz. Gelgelelim bu körler sağırlar curcunasında birbirlerini pışpışlayan ve de goygoylayan sığ zihniyetin sorunu görmenin çok ötesinde olduklarını da biz taşralı(!) yazarlar(Ya da adayları) aleni bir şekilde anlamakta ve de kusma derecesinde nefretle kınamaktayız. Hiçbir fikriniz veya çözüm öneriniz yoksa hiç olmazsa pırıltılı kokteyllerde cilalı fuayelerde az alkollü kafalarla bu yersiz yorumları yapmayın! Manasızlık denizinde yüzen bu kokteyl sülalesini ciddiye alıp haber yapan beyinsiz medya apayrı bir muamma… Bir miktar sağduyulu olanlarda işlerinden kafalarını kaldıramıyor olmalılar ki bu sorun hakkında hiçbir çalışma yapmıyorlar. Oysa ülkenin birçok yerindeki üniversitelerin bünyesinde tiyatro bölümleri, onların da dahilinde Dramatik Yazarlık sanat dalları mevcut ve buralardan her yıl onlarca arkadaş mezun olmakta. Ben de bunlarda biriyim ve ben gibi tanıdığım birçok yıkık arkadaşta mevcut.
 
Birilerine ulaşmak öylesine zor ve öylesine imkânsız ki tarifi daha da imkânsız. Mezun olalı beş yıl kadar oluyor ve zar zor bir oyunumu (Kendisini binbir tehlikeye atarak) özel bir tiyatroya geçen yıl -nihayet- oynattırabildim. Ben gibi onlarca yazarın memleketin muhtelif yerlerinde küf tutmakta olduğuna adım gibi eminim. ACİZ YAZAR EDEBİYATI yapmak istemiyorum. Ama bu bir sorunsa-Ki bir tiyatro geleceği oluşması adına emsalsiz bir sorun- fikirlerimin bilinmesi de doğal bir istek olarak karşılanabilir sanırım. Çünkü sorunun odağında olan ve zan altındaki bir grubun temsilcisiyim. Şöyle bir şey hayal edin. Gece gündüz bütün imkanlarını kullanarak bir tekst oluşturuyorsun ardından kapı kapı gezip ( Kimse o) birilerine yazdığın işi okutmaya çabalıyorsun. 'Abi' müsaitse, keyfi yerindeyse, 'Hım, a çok hoş, demek oyun yazdın!' vs gibi kadirşinas tavırlarla ya seni sepetliyor ya da okuyacağını söyleyerek sonsuz bir bekleme odasına seni alarak dolaylı olarak sepetlemiş oluyor. Bu 'Abiler' tiyatronun madeni olan bir tekste ne tür bir değer verir varın siz hesap edin. Sonra daAFİFE JALE'de 'Yaşasın Tiyatro !' diye bağırırken görüyorsun aynı 'Abi'yi!
 
E bu durumda ne yapılabilir! Öyle ya kapı kapı gezip 'Nolur oyunumu okuyun!' trajikomik epizonun bir işe yaramadığına kani olunduğuna göre ne yapmalı! Bir iki iyi niyetli ve numunelik örnek dışında yok denebilecek kadar az olan oyun yazma yarışmaları arttırılabilir örneğin. (Her ne kadar sanatın ölçülebilirliği ve de ödüllendirilebilirliği ethik olarak fena yerlere gidiyorsa da bunun metin kazanmak ve bir külliyat oluşturmak adına olduğunu düşünürsek durumun namusu bir ölçek temizlenebilir.) Bunun çeşitlendiğini ve gelenekselleştiğini düşünün. Mesela neden Devlet Tiyatroları her yıl farklı türlere yönelik bir yarışma yapmaz ve neden ödüle layık görülen oyunları sahneleyerek ödüllendireceğini ilan etmez!!! Düşünün işte, en iyi müzikaller, en iyi komediler, en iyi adaptasyonlar, en iyi bağımsız uyarlamalar, vs vs… Bu biz gibi oyunlarını İLETEMEME sorunu yaşayan ACZ (!) içindeki yazarlara bir nefes olurken, 'TÜRK TİYATROSUNDA YAZAR YETİŞMİYOR!' mavalını okuyanlara (Ucuz bir tabirle-ki o grubun iyi anlayacağı bir tabir-) KAPAK olmaz mı? Ve aslında kazanan Tiyatronun bizatihi kendisi olmaz mı? Devlet Tiyatrosunun memur-i zihniyeti bu konuyu ciddi ciddi düşünmesi gerekir.
 
Sadece DT değil, örneğin yurdun bir çok yerinde olan Şehir Tiyatroları neyi niye beklemekte! Yine sırtında bu anlamda mesuliyet hisseden özel tiyatrolar niçin bu tip çokta zeka gerektirmeyen projeler tasarlamazlar! Topyekün bir 'Yeni Tiyatro' doğması için düşünülebilecek şeylerden yalnızca birinden bahsettim. Ama bu aymazlık eğer devam edecekse Allah aşkına hiç olmazsa, kadeh elde fuaye zıpırları 'Yazar yetişmiyor arkadaaaşlar!' terbiyesizliğini yapmasınlar. Zira o anda bilsinler ki biz taşralı yazarlar olanca taşralılığımızla ağız dolusu yorumlarda bulunuyoruz ama onlara ancak bir kulak çınlaması şiddetine zarar veriyoruz bunu da çok iyi biliyoruz.

Saygılarımızla
Murat Can Kibiroğlu
ACİZ YAZARLAR BİRLİĞİ TERANESİ FAHRİ BAŞKANI
 

 

Barış Toraz



       

 
Kulis'in Diğer Yazıları>


[ Ana Sayfa | Tiyatrolar | Geleneksel | Kulis | Duyurular | Festivaller | Ödüller | Oyun Eleştrileri ]
[ Sahne İnsanları | Tiyatro Eğitimi | Tiyatro Kitaplığı | Tiyatroda Efekt | Tiyatro Terimleri | İnceleme - Tezler ]
[ Arşiv | Şehir Haritası | Oyuncu Veri Tabanı | Üye Kaydı ]

Copyright © 1997 Bu site bir e-tasarım yapımıdır.
e-posta